CDU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CDU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Almanya'da Cuma Namazına Gidenleri Fişlemişler!



 

haber7.com 23 Mayıs 2014

http://www.haber7.com/avrupa/haber/1161092-buyuk-skandal-cuma-namazina-gidenleri-fislemisler

Büyük skandal! Cuma namazına gidenleri fişlemişler

Almanya'da yeni bir skandal patlak verdi. Aşağı Saksonya eyaleti Yeşiller Partisi milletvekili Belit Onay'a göre Anayasa Koruma Örgütü'nün eyalette  sürekli Cuma namazına giden yüzlerce Müslümanı fişlediği ortaya çıktı.


NSU cinayetleri esnasında adı birçok skandala karışan Alman iç istihbarat birimi 'Verfassungsschutz'un (Anayasa Koruma Örgütü) Aşağı Saksonya eyaletinde CDU/FDP hükümeti döneminde bir başka skandala imza attığı öğrenildi.
CUMA NAMAZINA GİDENLER TAKİBE ALINMIŞ
2013 yılı başındaki eyalet seçimleriyle hükümeti devralan SPD/Yeşiller koalisyonu, 'Verfassungsschutz'da reforma gitmeyi kararlaştırdılar. Reform kapsamında CDU/FDP döneminde birçok insanın bu kurum tarafından haksız yere takibe alındığı anlaşıldı. Buna göre kaydedilen verilerin yüzde 40'ının haksız veya sıkıntılı olduğu vurgulandı. Ancak bunların içerisinde yaklaşık 100 kişinin sürekli olarak Cumanamazlarına katıldıkları için verileri takibe alındığı da ortaya çıktı.
Aşağı Saksonya eyalet milletvekili Belit Onay bunun korkunç olduğunu vurgularken, "Binlerce kişinin haksız yere Anayasa Koruma Örgütü tarafından takibe alınıp verilerinin kaydedilmesi akıl almaz bir durum. Özellikle de insanların ibadet etmek üzere gittikleri camilerde takibe alınmaları hukuka aykırı. Alman Anayasası herkese din ve vicdan özgürlüğü tanımaktadır. Anayasa Koruma Örgütü bunu nasıl ihlal edebilir?" diye şaşkınlığını dile getirdi.
'AŞAĞI SAKSONYA'DAKİ İLK VAKA DEĞİL'
Bunun eyalette ilk fişleme olayı olmadığına dikkat çeken genç milletvekili Onay, "CDU'lu İçişleri Bakanı Uwe Schünemann döneminde cami kontrolleri altında Cuma namazları esnasında camiler basılıp, cami ziyaretçileri kontrol ediliyordu. Bu yöntemle yaklaşık 4 bin suçsuz insan anayasal haklar hiçe sayılarak kontrol edildi. Yine Schünemann döneminde Anayasa Koruma Örgütü 'İslamist Listesi' adı altında bir broşür yayımlayarak Müslümanları hedef göstermişti" diye hatırlatmalarda bulundu.
'IRKÇILIKLA MÜCADELE EDİLECEK'
Irkçılığın ve önyargıların neredeyse kurumsal bir boyuta ulaştığı bu dönemde CDU'lu Aygül Özkan'ın bakan olduğunu da hatırlatan Belit Onay, bundan sonraki reform sürecinde güvenlik birimlerindeki bu önyargı ve ırkçılıkla da mücadele edeceklerini dile getirdi. Onay, "Yeni SPD/Yeşiller koalisyonu bu konuda kararlı. Yeni Anayasayı Koruma Örgütü başkanı Maren Brandenburger de özellikle Müslüman derneklerle ilişikleri kuvvetlendirerek devlet kurumlarına karşı azalmış olan güveni tazeledi. NSU cinayetleri kapsamında ve eyaletimizde yaşananlardan ders çıkartıp bu sorunlara çözüm üretmeliyiz" diye konuştu.

http://www.haber7.com/avrupa/haber/1161092-buyuk-skandal-cuma-namazina-gidenleri-fislemisler

22 Eylül 2013 Pazar

Faşist Almanya'nın Röntgeni

Dr. Cemil Ertem'in 22 Eylül 2013 tarihli yazısından ( http://haber.stargazete.com/yazar/almanyada-bugun-secim-falan-yok/yazi-791356 ) : 





İşte faşist Almanya devletinin röntgeni: 

 Bugün, hâlâ varlığını sürdüren, faşist Alman devleti dört temel ayak üzerinde temellenir. Birinci ayak  doğrudan Nazi geleneneği ve ‘derin’ militer Alman çekirdek devletidir. Bu ayak, göçmenlere karşı, ‘sivil’ görünümlü Nazi çeteleri besler ve oluşturur. Örneğin son yıllarda Türklere karşı yapılan katliamlar bu yapının marifetidir.

İkinci ayak medyadır; bu yapının, hangi medya gruplarından oluştuğunu ve nasıl faaliyet yürüttüğünü anlamak için, bütün bu kriz döneminde -2008 yılından başlamak üzere- yalnız Türkiye aleyhine yaptığı dezenformasyon kampanyasına bakınız. Gezi olayları sırasında atılan manşetlere bakınız. Bu medya ağının çizgisinin Türkiye’de şu anda El-Muhaberat bülteni gibi çıkan faşist yayın organlarından farklı olmadığını, manşetlerinin bile aynı olduğunu göreceksiniz.

Alman devletinin üçüncü ama en önemli ayaklarından birisi de finans yapılanmasıdır. Bu yapı, geleneksel Alman finans kapitalinin kalbidir. Alman Merkez Bankası (Bundesbank) tıpkı bir kalp gibi, zehirli faşist Alman kanını tüm organlara dağıtır. Bu yapı, yayılmacı Almanya’nın aklıdır. Yine Türkiye üzerine operasyonları ile ünlü ismi ‘D’ ile başlayan banka, bu yapının Bundesbank’tan sonra en önemli organıdır ve bu banka, yine bizim adı ‘D’ ile başlayan medya grubumuzla ortaktır.

İşte şimdilerde, bu krizi fırsat bilip, 4. Reich hayalleri kuran Alman finans-kapitali, dışara bir takım uyduruk vakıflarla kültürel ve ideolojik yayılmacılık-istihbarat faaliyetini de sos olarak tabii- yapmaya çalışıyor. Şu ‘Alman Vakıfları’ efsanesenin altında bu maddi gerçek yatar ve tabii ki bu bir şehir efsanesi değil, faşist bir gerçekliktir.

Almanya’da bugün seçim falan yok!

 Bugün Almanya’da seçimler var; (başlığımızla çelişmiyoruz merak etmeyin; devam edelim;lütfen) Merkel ve partisi Hırıstiyan Demokrat Parti (CDU) yine birinci parti olarak seçimlerden çıkacak. Tabii Liberal Parti’de (FDP) büyük ihtimalle yüzde 5 barajını geçecek ve Almanya’da değişen bir şey olmayacak. Geleneksel Alman sermayesi ve bu sermayenin biçimlendirdiği kamuoyu, böyle sallantılı geçiş dönemlerinde, riske girmeyecek kadar deneyimlidir. Bunun için Almanya, Merkel’in tek seçenek olarak devam edeceği bir dönemi yıllar öncesinden ‘ayarladı.’ Burada Türkler de dahil olmak üzere, göçmenler ve Almanya’nın ‘diğer’ vatandaşlarının seçeneksizliği şüphesiz ki, başlıbaşına bir kriz nedeni. Almanya’daki Müslümanlar, bırakın göçmen ve Türkiye karşıtı politikalarını, yalnız adından dolayı bile CDU’ya oy vermeyeceklerine göre, sosyal-demokrat partiye, (SDP) -ağırlıklı olarak- oy verecekler. Ya da oy kullanmayacaklar ama bu seçimlerde, CDU’ya karşı, oy kullanmak, Merkel’in göçmen karşıtı ve neredeyse Nazi Almanyası’na yaklaşan milliyetçi politikaları nedeniyle bir insanlık görevi. İşte bu seçeneksizlik, milyonlarca insan için gerçekten bir zulümdür.
Almanya, Nazi utancını bütün tarihi boyunca üzerinde taşıyacak, bunu hiç bir zaman silemeyecek bir ülke.
İşte bu utanç, Almanlar’da, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, insanlığa karşı biraz olsun ‘dikkatli’ davranma güdüsünü geliştirmiş. Almanya, bu utanç yüzünden bugün göçmenlerin en örgütlü olduğu ülkelerden birisi. Almanların savaş sonrası silahlanmaları, nasıl tüm dünya tarafından dikkatle denetlenmiş ve izlenmişe, göçmenlere, azınlıklara, farklı dinden ve aidiyetten yurttaşlarına tanıdıkları,tanımadıkları haklar da öyle izlenmiş ve Almanya-zorunlu olarak- göçmen örgütlenmelerine izin vermek durumunda kalmıştır. Böyle olunca, Almanya’da ulusalcılıkla enternasyonalizm birbirine parelel iki ayrı dinamik olmuştur.
Alman devleti, bir yandan 4. Reich’e varan saldırgan politikaları iç ve dışta uygularken, bu ülkede, çeşitli din ve milletlerden insanlar da örgütlenme imkanı bulabilmişlerdir. Ama bu örgütlenme imkanı, faşist bir gelenekten gelen Alman devletinin ihsanı değildir; bu, Alman devletinin Nazi geçmişi nedeniyle insanlığın önünde boynunu eğmek zorunda kalması nedeniyledir.
Alman devletinin 4 ayağı
 Bugün, hâlâ varlığını sürdüren, faşist Alman devleti dört temel ayak üzerinde temellenir. Birinci ayak  doğrudan Nazi geleneneği ve ‘derin’ militer Alman çekirdek devletidir. Bu ayak, göçmenlere karşı, ‘sivil’ görünümlü Nazi çeteleri besler ve oluşturur. Örneğin son yıllarda Türklere karşı yapılan katliamlar bu yapının marifetidir. Bu yapı, tabii tahmin edeceğiniz gibi, medyadan, dış ilişkilere, istihbarat faaliyetlere değin, bir çok kontr-gerillla faaliyetini örgütler ve bizzat içinde yer alır.
İkinci ayak medyadır; bu yapının, hangi medya gruplarından oluştuğunu ve nasıl faaliyet yürüttüğünü anlamak için, bütün bu kriz döneminde -2008 yılından başlamak üzere- yalnız Türkiye aleyhine yaptığı dezenformasyon kampanyasına bakınız. Gezi olayları sırasında atılan manşetlere bakınız. Bu medya ağının çizgisinin Türkiye’de şu anda El-Muhaberat bülteni gibi çıkan faşist yayın organlarından farklı olmadığını, manşetlerinin bile aynı olduğunu göreceksiniz. Ayrıca bu medya ağı, Türkiye’de şu anda ‘muhalefet’ yürüten ‘bir’ medya grubuyla işbirliği içindedir. Tabii ki bu medya ağı, yalnız Türkiye karşıtılığı üzerinden bir çizgi yürütmez. Sinsi bir Nazi çizgisini, bütün yabancılara karşı ırkçı bir politika olarak yürütür.
Alman devletinin üçüncü ama en önemli ayaklarından birisi de finans yapılanmasıdır. Bu yapı, geleneksel Alman finans kapitalinin kalbidir. Alman Merkez Bankası (Bundesbank) tıpkı bir kalp gibi, zehirli faşist Alman kanını tüm organlara dağıtır. Bu yapı, yayılmacı Almanya’nın aklıdır. Yine Türkiye üzerine operasyonları ile ünlü ismi ‘D’ ile başlayan banka, bu yapının Bundesbank’tan sonra en önemli organıdır ve bu banka, yine bizim adı ‘D’ ile başlayan medya grubumuzla ortaktır.
Mesela size Bundesbank (Alman Merkez bankası) başkanı Jens Weidmann’ı anlatayım: Weidmann, şahin bir Alman ulusalcısı. AB Merkez Bankası’nın  Başkan Draghi ile başladığı ‘yeni’ genişlemeci politikalara karşı çıkıyor, ortak tahvil gibi Alman ulusuna zarar verecek (!) birliği gözeten çözümlere de karşı bu arkadaş. Tabii Weidmann başkanlığındaki Bundesbank da Euro’nun sahibi kendisiymiş gibi davranıyor ve ECB’yi (AB Merkez Bankası) adeta yok sayıyor. İşte bu SS subayı kılıklı Weidmann, ECB’nin, ortak tahvil alım programına karşı çıktı. Yani Weidmann, tek başına, bugünkü krizin nedenlerinden birisi. Ama bu faşistin arkasında Merkel ve geleneksel Alman sermayesi var.
4. ayak; Alman vakıfları
Şunu da söyleyelim, Almanya’nın Euro Bölgesi’nin sürükleyicisi olduğu ve Almanya olmasa AB ekonomisi de olmaz safsataları da Nazi döneminden kalma Goebbelsvari propagandalardır. Almanya olmasa bugünkü kriz bu kadar derin olmazdı. Krizin kaynağı, 2. Dünya savaşı öncesi olduğu gibi, ‘eskimiş’ Alman sanayidir.
Alman devletinin dördüncü ayağı dışarıdaki organlarıdır. Almanya’nın 1920-40 arası, yani Nazizme giden yolda ve Nazizm zamanında iki temel sorunu vardı, birincisi Almanya, diğer gelişmiş ülkeler gibi sömürgelere sahip değildi ve bu yüzden büyüyen ve Fransa, Britanya ve ABD ile rekabet etmek isteyen sanayisine çok pahalı hammadde buluyordu. İkincisi, yine aynı nedenden, pazar ve ucuz emekgücü ihtiyacını karşılayamıyordu. Tabii ki bu iki temel neden, Alman faşizminin ve 3. Reich’ın temel ekonomik nedenleridir aynı zamanda.
İşte şimdilerde, bu krizi fırsat bilip, 4. Reich hayalleri kuran Alman finans-kapitali, dışara bir takım uyduruk vakıflarla kültürel ve ideolojik yayılmacılık-istihbarat faaliyetini de sos olarak tabii- yapmaya çalışıyor. Şu ‘Alman Vakıfları’ efsanesenin altında bu maddi gerçek yatar ve tabii ki bu bir şehir efsanesi değil, faşist bir gerçekliktir.
İşte böyle, Almanya’da seçim mi oluyor dediniz; ne seçimi bence!

19 Temmuz 2013 Cuma

Milletvekili Dr. Renate Sommer Türkiye'ye karşı ağır ithamlarda bulundu.

















Alman Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Dr. Renate Sommer Türkiye'ye karşı ağır ithamlarda bulundu.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Renate Sommer, Türkiye'yi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olmakla suçladı.

Partinin Türkiye sorumlusu da olan Sommer, AB'nin 1999 yılında Türkiye'yi aday ülke yaparak müzakerele başlamasına o dönem de çok şaşırdığını, yıllar geçse de Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını söyledi. Türkiye'nin bir demokrasi olmadığını öne süren Sommer, "10 yıl da geçse Türkiye AB'ye giremeyecek." dedi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ülkeyi otoriterce yönetmekle suçlayan Sommer, AB sürecinde birçok reform gerçekleştirilse de son dönemde büyük gerileme olduğunu, Türkiye'de şu anda demokrasiden söz edilemeyeceğini, azınlıklar, ifade, basın ve gösteri hürriyetinin olmadığını ileri sürdü. AB kapısının Türkiye için kapalı olmadığını belirten Sommer, Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığı kabul etmesinin iki taraf için en iyi çözüm olacağını savundu.

http://www.ahaber.com.tr/Dunya/2013/07/19/turkiye-10-yil-da-gecse-abye-giremez