AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2014 Pazar

Almanların dinleme skandalı.

Alman dinleme skandalı üzerinden ülkemizdeki aydın cinayetleri ve ‘bir devlet kurmak fikri’ analizi

Almanya’nın ülkemiz üzerindeki oyunlarının son ortaya çıkanı malumunuz olduğu üzere dinleme skandalıdır. Dinleme skandalı üzerinde ise birçok isim teoriler yürütmektedir. Teoriler genellikle iki ana başlık altında toplanmaktadır. Birincisi ‘Almanya ülkemizdeki dinleme faaliyetlerini kendisi sızdırarak Türkiye’yi zayıf göstererek AB’ye almak-AB ile müzakere sürecini hızlandırması’ , ikincisi ise ‘Almanya’nın kör gözüm parmağına Türkiye’ye saldırısı’dır. Ben ikinci başlığın, farklı bir boyutta değerlendirerek, taraftarıyım.

Almanya Türkiye’yi K. Irak’ın bağımsızlığına karşı dinlediğini belirtiyor. Bu Almanya’nın, Cemil Ertem’in belirttiği üzere, Ukrayna meselesinde de yaptığına benzer. Her ihtimalde kendine bir kazanç sağlamaya çalışıyor. Dinleme faaliyeti ve sonra da bunun kendileri eliyle deşifre edilmesi kendileri açısından kazançlıdır. Dinleme faaliyetinin, K.Irak’la ilişkilendirilerek, deşifre edilmesi Türkiye’de ‘ulusalcı’ bloğa oynamaktır. Normalde ‘Türkiye için bir başka ‘’yavru vatan’’ olan K.Irak’ın, Türkiye ile birleşmesini önleme mevzisi’ni berkitmek onun enerji kaynaklarının ana vatanı ile dünyaya açılmasını önlemeye ufacık da olsa bir katkı yapmak, bu dinleme olayının boyutlarından biridir bence.

Dinleme olayının ayrı bir boyutunu Cemil Ertem’in ‘’Almanya’nın Türkiye’deki kolları ve uzun kulakları’’ yazısından bir alıntıyla açıklamaya başlamak istiyorum: ‘’ Hadi dışişlerini, Başbakanı hatta Cumhurbaşkanı’nı dinlersiniz, bunun bir diplomatik skandal olduğu tartışmasız ama, Merkel’in de kestirip attığı gibi, diplomasi savaş halinde geçerli değildir ya da savaş diplomasisi geçerlidir.’’ Bu boyut aslında K.Irak’ın Türkiye ile birleşmesine başkaca bir saldırı aslında. Savaşı sertleştirmek, safları netleştirmek ve Türkiye’ye karşı düşmanca faaliyetleri belki de daha iyi icra edebilmek için bir nevi ‘savaş ilanı’ olan bu deşifre ülkemizin güneyindeki Kürt kardeşlerimizin Anadolu ile birleşmesini önlemek için yeni Türkiye ülküsüne karşı; bir nevi ‘bakın ne yapıyorlar!’ demektir aynı zamanda. Dinlemenin deşifresinin bu boyutu Türkiye ile Almanya arasındaki bu ‘savaşı’ körüklemektir.

Türkiye ne yapmalı   

Türkiye AB’nin parçalaması ya da en azından ikiye bölünmesi için elinden geleni yapmalı. Trans Pasifik Ortaklığı’nın mevcut AB uygarlığıyla gerçekleşmesi imkansızdır. ABD’nin de bu durumda tavrının Türkiye’den yana olacağı bellidir. Almanya coğrafyasının tahrik ettiği üzere; tarihindeki gibi yine bir ‘Berlinden Bombaya’ (Yusuf Kaplan’ın belirttiği Almanların ‘’7-B Stratejisi’’) emperyalist yürüyüşü için düğmeye bastı. Yararı zararından daha fazla olsa savaş bile çıkarırlar. Dinlemenin deşifresinin ana amaçlarından biri bence mevcut durumu sertleştirmektir. Bunu yöntem olarak bu sefer, şimdilik, farklı yapsalar da amaçları yine aynıdır: mücadelenin bir tarafının merkezinin Almanya olduğu bir ‘savaş’.

Türkiye’nin yapacağı esas icraatlardan biri de ‘bir devlet kurmak’ ya da ‘devletin verimini artırmaktır’. Bu durum ülkemize diğer saldırılara karşı da korunak sağlamak ihtiyacındandır. Bir devlet kurmak fikrini yine bir iğrenç Almanya notuyla berkitmek istiyorum:

Ülkemizde, Almanların, aydın ve devlet adamı cinayetleri ve ‘bir yandan halk bir yandan devlet’ olmak zorunda kalan halkımız.

İstihbarat örgütleri Mahir Kaynak’ın bir kitabında hikayeleştirdiği gibi ‘tanıdık düşman’ severler. Yok etmekten ziyade ele geçirmeyi ya da sürekli yenilgiye uğratmayı-etkisiz hale getirmeyi tercih ederler. Aksi takdirde yeni ve üstelik bir de ‘tanımlanmamış’ düşmanlar neşet eder. Aynı zamanda yok etmek çok başka açılardan kendilerine zarar olarak geri döner. Karşı tarafı daha da tahrik etmiş olurlar. Ancak bu belli şartlar altında geçerlidir. O şartlar ise bence ülkemizin 90’lardaki halinin anti tezidir. 90’larda şimdikinden çok daha fazla bağımlı bir devlet yapısına sahiptik. Yabancı istihbarat örgütleri ülkemizde fink atar; bürokratları, aydınları, devlet adamlarını şehit eder ve bu yanlarına her zaman kâr kalırdı. 90’ların Türkiye’sinde, T.C neden olduğu içtimai hayat nedeniyle bir ‘kolektif akıl’ ile infial uyandırmaz, ondan daha beteri T.C devleti hiçbir şekilde ufacık bir hesap dahi sormazdı. İstihbarat örgütleri bu ülkemizdeki yapanın yanına ‘kar bırakan sistem’ karşısında ülkemizde Mehmet Eymür’ün ifadesiyle hep bir ‘’temizlik’’ faaliyeti içerisinde olmuşlardır. Onun arkadaşı efsane MİT’çilerden Hiram Abas da mesela, işte bu durumdan ötürü göz göre göre şehit edilmiştir. Peki bu ülkenin düşmanları Hiram Abas’ın şehit edilmesinden ötürü herhangi bir sıkıntı yaşamışlar mıdır? İşte ‘bir devlet kurmak’ fikrinin önemini görüyorsunuz. Bence bir devlet adaletle kurulur. Ülkemizde her vaka, vakıa ve suça, istisnasız  bir şekilde, hak ettiği değer ya da ceza verilirse her şeylerin yoluna girmesinin temeli atılmış olur. Bunu değerli aydın Yiğit Bulut örneğiyle berraklaştırmak istiyorum. Yiğit Bulut yazılarında sık sık ‘ekonomide neler yapılabilir’ fikrini işler ve herkesin de buna katılarak katkıda bulunmasını ister. Yiğit Bulut ekonominin teknik ayrıntıları ve bunun ülkemizin yararı adına kullanılması konusunda ülkemizde nadir aydınlardan biridir. Bu yüzden ekonomi dalının teknik kısımlarını Yiğit Bulut’a bırakıyorum. Ben ekonomi de dahil ülkede işlerin yoluna girmesinin temelinin güvenilir bir adalet sistemi kurulmasından geçtiğini düşünüyorum. Böylelikle ihanet derecesinde faiz de rahatlıkla savunulamaz, ‘yerli araba intihar olur’ da denilemez, göstere göstere Almanlarla ülkemize saldırı konusunda medya aracılığıyla ortak da olunmaz ve o adam böyle göstere göstere ‘kağıt kaçakçılığı’ (http://neayakbunlar.blogspot.com.tr/2012/11/pkkci-almanci-aydin-dogan.html) da yapamaz. Topkapı Sarayında en yüksek yapıyı ‘’Adalet Kulesi’’ olarak yapan Osmanlı’nın adalet felsefesini tekrardan getirirsek aynı zamanda ‘’küçük’’ suçlar bile eksiksiz infaz edilmiş olur. Böylelikle tarihten gelen ‘genetiği ve gücüyle’ her türlü belayı savuşturan halkımızın gücünün yanına bir de ‘devlet disiplini’ eklenir ve halkımız adeta bir ‘yandan devlet bir yandan halk’ olmak zorunda da kalmaz. Aynı zamanda ‘devlete yardımcı’-‘halka hizmet eden’ bir teamüller yekunu da oluşabilir. Halk ve devlet ilişkisinden bahsedince, halkın katılımının yüksek olduğu bir devlet yapısının olması gerektiğine de dikkat çekmeden olmaz. Ancak tabi anlatmaya çalıştığım üzere; devlet yanı eksik olmamalı.

Almanlara tavsiyem

Bu kadar pisliğin içinde olan pisliğe elbet bulaşır. Alman devleti şimdiki halini de aşarak küresel sistemin pis araçlarını kullanmayı abartıp, onlarla çok daha fazla eklemlenerek vatandaşlarına daha fazla zarar vermeye başlayacaktır. Alman vatandaşları kendilerini bölünmüş bir AB’nin kuzey kısmında kendilerine hizmetten ziyade eza veren bir Alman devletiyle baş başa kalmak istemiyorlarsa Alman devletini tasfiye etmelidirler. Türkiye de buna yardımcı olmalıdır. Mesela Alman devleti Almanya ve periferisini ileride ‘dünyanın pisliğe batmış mahallelerine’ rahatlıkla çevirebilir. Uyuşturucuya batmış ve oportünist bir içtimai hayata hizmetten ziyade emperyalist bir karaktere sahip olduğu için sebep olabilir. Belki de ‘’bizim polislerimizin Alman polislerden daha çok uyuşturucu yakalaması‘’nın sebebinden biri de bu Alman devletinin karakterinden ötürüdür…      

Blogun yöneticisi trosmtr, https://twitter.com/_osm1_ .

16 Ekim 2013 Çarşamba

Alman Siemens ve Güler Sabancı


Sabancı Holding tarafından yapılan açıklamaya göre Fortune dergisi Güler Sabancı'yı şöyle tanıttı: '' Türkiye'nin en etkili iş kadını olan Sabancı,  10 yıl içinde listede ikinci sıraya yükseldi. Alman elektronik devi Siemens'in ynetim kurulu üyesi olarak seçilen ve Türkiye'nin AB üyeliğinin güçlü destekçisi olan, Sabancı ülkesinin 2023'te ilk on ekonomiden biri olma hedefine de öncülük ediyor. Güler Sabancı'nın Türkiye'deki etkisi ise yadsınamaz. 60 bine yakın çalışanı ve çimentodan enerjiye bir çok iş kolundaki faaliyetleriyle, Grubunun 2012'de konsolide satışları 14.6 milyar dolara ulaştı. Grubun karı ise enerji sektöründeki yeni projelerin katkısıyla 1 milyar doları aşmış durumda. Grubun piyasa değeri ise son şkş yılda ikiye katlanarak 10 milyar dolara çıktı.''

9 Ağustos 2013 Cuma

BERLİN-PEKİN HATTI

Cemil Ertem, 09 Ağustos 2013 tarihli yazısında, ''Bölge'' başlığı altında:

Burada bölge deyince Avrupa'dan yola çıkalım ve Ortaasya'yı geçerek Pekin'e uzanalım. Yani Berlin-Pekin hattıdır bu... Kolay değildir çünkü, Avrupa dahil burada sınırlar yeniden çiziliyor. Enerji hatları ve enerji oyunu tümden değişiyor... AB bu haliyle devam etmeyecek. Türkiye'de AB'ye üye olmayacak zaten. Bu defter kapandı. Ama Türkiye-Avrupa entegrasyonu bir başka biçimiyle devam edecek. Zaten bu tarihi bir devamdır. Balkanlar coğrafyası ve Ortaasya enerji hatlarıyla, beşeri sermayenin mobilizasyonu ve sermayenin Türkiye'den Avrupa'ya ihracıyla önümüzdeki günlerde daha fazla entegre olacak. Bunun önünde artık hiçbir güç duramaz.  Almanya sanıldığı kadar önemli değildir. Türkiye ısrarla ve üzerine giderek AB bütünleşme sürecini sürdürmelidir. Burada Türkiye, enerji güvenliği ve yeni boru hatlarının inşasında etkin olma politikasını daha da öne çıkarmalıdır.

Ortadoğu'da Başbakan Erdoğan'ın etkisi çok büyük. Bunu onun karşısında olanlar bile inkar edemiyor.  Bu etkinlik Kürt barışı ile daha da artacaktır. Ve bu Türkiye için büyük avantajdır. Türkiye büyük Kürt barışını öne çıkarmalıdır.  Bu yalnız, K. Irak'ta değil, Suriye ve İran Kürtleriyle de barıştır. Bütün bu coğrafyanın 'eski' olandan kurtulması  Türkiye'ye bakıyor. Bunu unutmayalım. Hazar ve K.Irak enerji kaynakları da, bu anlamda, önemli...

http://haber.stargazete.com/yazar/bayram-sonrasi/yazi-779926


19 Temmuz 2013 Cuma

Milletvekili Dr. Renate Sommer Türkiye'ye karşı ağır ithamlarda bulundu.

















Alman Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Dr. Renate Sommer Türkiye'ye karşı ağır ithamlarda bulundu.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Renate Sommer, Türkiye'yi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olmakla suçladı.

Partinin Türkiye sorumlusu da olan Sommer, AB'nin 1999 yılında Türkiye'yi aday ülke yaparak müzakerele başlamasına o dönem de çok şaşırdığını, yıllar geçse de Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını söyledi. Türkiye'nin bir demokrasi olmadığını öne süren Sommer, "10 yıl da geçse Türkiye AB'ye giremeyecek." dedi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ülkeyi otoriterce yönetmekle suçlayan Sommer, AB sürecinde birçok reform gerçekleştirilse de son dönemde büyük gerileme olduğunu, Türkiye'de şu anda demokrasiden söz edilemeyeceğini, azınlıklar, ifade, basın ve gösteri hürriyetinin olmadığını ileri sürdü. AB kapısının Türkiye için kapalı olmadığını belirten Sommer, Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığı kabul etmesinin iki taraf için en iyi çözüm olacağını savundu.

http://www.ahaber.com.tr/Dunya/2013/07/19/turkiye-10-yil-da-gecse-abye-giremez