Mehmet Eymür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Eymür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2014 Pazar

Almanların dinleme skandalı.

Alman dinleme skandalı üzerinden ülkemizdeki aydın cinayetleri ve ‘bir devlet kurmak fikri’ analizi

Almanya’nın ülkemiz üzerindeki oyunlarının son ortaya çıkanı malumunuz olduğu üzere dinleme skandalıdır. Dinleme skandalı üzerinde ise birçok isim teoriler yürütmektedir. Teoriler genellikle iki ana başlık altında toplanmaktadır. Birincisi ‘Almanya ülkemizdeki dinleme faaliyetlerini kendisi sızdırarak Türkiye’yi zayıf göstererek AB’ye almak-AB ile müzakere sürecini hızlandırması’ , ikincisi ise ‘Almanya’nın kör gözüm parmağına Türkiye’ye saldırısı’dır. Ben ikinci başlığın, farklı bir boyutta değerlendirerek, taraftarıyım.

Almanya Türkiye’yi K. Irak’ın bağımsızlığına karşı dinlediğini belirtiyor. Bu Almanya’nın, Cemil Ertem’in belirttiği üzere, Ukrayna meselesinde de yaptığına benzer. Her ihtimalde kendine bir kazanç sağlamaya çalışıyor. Dinleme faaliyeti ve sonra da bunun kendileri eliyle deşifre edilmesi kendileri açısından kazançlıdır. Dinleme faaliyetinin, K.Irak’la ilişkilendirilerek, deşifre edilmesi Türkiye’de ‘ulusalcı’ bloğa oynamaktır. Normalde ‘Türkiye için bir başka ‘’yavru vatan’’ olan K.Irak’ın, Türkiye ile birleşmesini önleme mevzisi’ni berkitmek onun enerji kaynaklarının ana vatanı ile dünyaya açılmasını önlemeye ufacık da olsa bir katkı yapmak, bu dinleme olayının boyutlarından biridir bence.

Dinleme olayının ayrı bir boyutunu Cemil Ertem’in ‘’Almanya’nın Türkiye’deki kolları ve uzun kulakları’’ yazısından bir alıntıyla açıklamaya başlamak istiyorum: ‘’ Hadi dışişlerini, Başbakanı hatta Cumhurbaşkanı’nı dinlersiniz, bunun bir diplomatik skandal olduğu tartışmasız ama, Merkel’in de kestirip attığı gibi, diplomasi savaş halinde geçerli değildir ya da savaş diplomasisi geçerlidir.’’ Bu boyut aslında K.Irak’ın Türkiye ile birleşmesine başkaca bir saldırı aslında. Savaşı sertleştirmek, safları netleştirmek ve Türkiye’ye karşı düşmanca faaliyetleri belki de daha iyi icra edebilmek için bir nevi ‘savaş ilanı’ olan bu deşifre ülkemizin güneyindeki Kürt kardeşlerimizin Anadolu ile birleşmesini önlemek için yeni Türkiye ülküsüne karşı; bir nevi ‘bakın ne yapıyorlar!’ demektir aynı zamanda. Dinlemenin deşifresinin bu boyutu Türkiye ile Almanya arasındaki bu ‘savaşı’ körüklemektir.

Türkiye ne yapmalı   

Türkiye AB’nin parçalaması ya da en azından ikiye bölünmesi için elinden geleni yapmalı. Trans Pasifik Ortaklığı’nın mevcut AB uygarlığıyla gerçekleşmesi imkansızdır. ABD’nin de bu durumda tavrının Türkiye’den yana olacağı bellidir. Almanya coğrafyasının tahrik ettiği üzere; tarihindeki gibi yine bir ‘Berlinden Bombaya’ (Yusuf Kaplan’ın belirttiği Almanların ‘’7-B Stratejisi’’) emperyalist yürüyüşü için düğmeye bastı. Yararı zararından daha fazla olsa savaş bile çıkarırlar. Dinlemenin deşifresinin ana amaçlarından biri bence mevcut durumu sertleştirmektir. Bunu yöntem olarak bu sefer, şimdilik, farklı yapsalar da amaçları yine aynıdır: mücadelenin bir tarafının merkezinin Almanya olduğu bir ‘savaş’.

Türkiye’nin yapacağı esas icraatlardan biri de ‘bir devlet kurmak’ ya da ‘devletin verimini artırmaktır’. Bu durum ülkemize diğer saldırılara karşı da korunak sağlamak ihtiyacındandır. Bir devlet kurmak fikrini yine bir iğrenç Almanya notuyla berkitmek istiyorum:

Ülkemizde, Almanların, aydın ve devlet adamı cinayetleri ve ‘bir yandan halk bir yandan devlet’ olmak zorunda kalan halkımız.

İstihbarat örgütleri Mahir Kaynak’ın bir kitabında hikayeleştirdiği gibi ‘tanıdık düşman’ severler. Yok etmekten ziyade ele geçirmeyi ya da sürekli yenilgiye uğratmayı-etkisiz hale getirmeyi tercih ederler. Aksi takdirde yeni ve üstelik bir de ‘tanımlanmamış’ düşmanlar neşet eder. Aynı zamanda yok etmek çok başka açılardan kendilerine zarar olarak geri döner. Karşı tarafı daha da tahrik etmiş olurlar. Ancak bu belli şartlar altında geçerlidir. O şartlar ise bence ülkemizin 90’lardaki halinin anti tezidir. 90’larda şimdikinden çok daha fazla bağımlı bir devlet yapısına sahiptik. Yabancı istihbarat örgütleri ülkemizde fink atar; bürokratları, aydınları, devlet adamlarını şehit eder ve bu yanlarına her zaman kâr kalırdı. 90’ların Türkiye’sinde, T.C neden olduğu içtimai hayat nedeniyle bir ‘kolektif akıl’ ile infial uyandırmaz, ondan daha beteri T.C devleti hiçbir şekilde ufacık bir hesap dahi sormazdı. İstihbarat örgütleri bu ülkemizdeki yapanın yanına ‘kar bırakan sistem’ karşısında ülkemizde Mehmet Eymür’ün ifadesiyle hep bir ‘’temizlik’’ faaliyeti içerisinde olmuşlardır. Onun arkadaşı efsane MİT’çilerden Hiram Abas da mesela, işte bu durumdan ötürü göz göre göre şehit edilmiştir. Peki bu ülkenin düşmanları Hiram Abas’ın şehit edilmesinden ötürü herhangi bir sıkıntı yaşamışlar mıdır? İşte ‘bir devlet kurmak’ fikrinin önemini görüyorsunuz. Bence bir devlet adaletle kurulur. Ülkemizde her vaka, vakıa ve suça, istisnasız  bir şekilde, hak ettiği değer ya da ceza verilirse her şeylerin yoluna girmesinin temeli atılmış olur. Bunu değerli aydın Yiğit Bulut örneğiyle berraklaştırmak istiyorum. Yiğit Bulut yazılarında sık sık ‘ekonomide neler yapılabilir’ fikrini işler ve herkesin de buna katılarak katkıda bulunmasını ister. Yiğit Bulut ekonominin teknik ayrıntıları ve bunun ülkemizin yararı adına kullanılması konusunda ülkemizde nadir aydınlardan biridir. Bu yüzden ekonomi dalının teknik kısımlarını Yiğit Bulut’a bırakıyorum. Ben ekonomi de dahil ülkede işlerin yoluna girmesinin temelinin güvenilir bir adalet sistemi kurulmasından geçtiğini düşünüyorum. Böylelikle ihanet derecesinde faiz de rahatlıkla savunulamaz, ‘yerli araba intihar olur’ da denilemez, göstere göstere Almanlarla ülkemize saldırı konusunda medya aracılığıyla ortak da olunmaz ve o adam böyle göstere göstere ‘kağıt kaçakçılığı’ (http://neayakbunlar.blogspot.com.tr/2012/11/pkkci-almanci-aydin-dogan.html) da yapamaz. Topkapı Sarayında en yüksek yapıyı ‘’Adalet Kulesi’’ olarak yapan Osmanlı’nın adalet felsefesini tekrardan getirirsek aynı zamanda ‘’küçük’’ suçlar bile eksiksiz infaz edilmiş olur. Böylelikle tarihten gelen ‘genetiği ve gücüyle’ her türlü belayı savuşturan halkımızın gücünün yanına bir de ‘devlet disiplini’ eklenir ve halkımız adeta bir ‘yandan devlet bir yandan halk’ olmak zorunda da kalmaz. Aynı zamanda ‘devlete yardımcı’-‘halka hizmet eden’ bir teamüller yekunu da oluşabilir. Halk ve devlet ilişkisinden bahsedince, halkın katılımının yüksek olduğu bir devlet yapısının olması gerektiğine de dikkat çekmeden olmaz. Ancak tabi anlatmaya çalıştığım üzere; devlet yanı eksik olmamalı.

Almanlara tavsiyem

Bu kadar pisliğin içinde olan pisliğe elbet bulaşır. Alman devleti şimdiki halini de aşarak küresel sistemin pis araçlarını kullanmayı abartıp, onlarla çok daha fazla eklemlenerek vatandaşlarına daha fazla zarar vermeye başlayacaktır. Alman vatandaşları kendilerini bölünmüş bir AB’nin kuzey kısmında kendilerine hizmetten ziyade eza veren bir Alman devletiyle baş başa kalmak istemiyorlarsa Alman devletini tasfiye etmelidirler. Türkiye de buna yardımcı olmalıdır. Mesela Alman devleti Almanya ve periferisini ileride ‘dünyanın pisliğe batmış mahallelerine’ rahatlıkla çevirebilir. Uyuşturucuya batmış ve oportünist bir içtimai hayata hizmetten ziyade emperyalist bir karaktere sahip olduğu için sebep olabilir. Belki de ‘’bizim polislerimizin Alman polislerden daha çok uyuşturucu yakalaması‘’nın sebebinden biri de bu Alman devletinin karakterinden ötürüdür…      

Blogun yöneticisi trosmtr, https://twitter.com/_osm1_ .

16 Kasım 2013 Cumartesi

''MİT'in başına Hakan Fidan'ın gelmesini Almanya hiç istemedi''

Mehmet Ali Önel, ''Deşifre'' programı 15/11/2013

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/desifre--15112013

 (00:25:00-00:25:16) Abdurrahman Şimşek: ''Hiçbir zaman Türkiye'de en önemli sorun olan Kürt sorununun çözülmesini istemezler. Kim istemez; Almanlar istemez, İngilizler istemez, yani petrole ve oradaki enerji yataklarında kimlerin gözü varsa bir kere onlar asla PKK sorununun bitmesini istemez.''


 (00:30:00-00:31:05) Mahir Kaynak-Mehmet Ali Önel: ''
-Mehmet Ali Önel: Şimdi efendim Kaşif Kozinoğlu... MİT'te üst düzey yönetici olarak çalışmış ve en son darbeyle ilgili soruşturmalar sırasında cezaevinde vefat etti, biliyoruz. Kozinoğlu cezaevinde bir kitap yazdı daha doğrusu mektuplar yazdı ve daha sonra o kitaplaştırıldı. O mektupların bir tanesinde diyor ki: ''MİT'in başına Hakan Fidan'ın gelmesini Almanya hiç istemedi ve Almanya bu olmasın diye elinden gelen her şeyi yaptı'' diye kendisi bizzat yazmış...
-Mahir Kaynak: Doğru bir teşhis, doğru bir teşhis... Çünkü Avrupa Türkiye'yi kontrol etmek istiyor, oradaki mücadele farklı. Bakın, biz AB'ye giremiyoruz diye üzülüyoruz. İki ülke bizim girmemizi engelliyor. Fransa ve İngiltere. Neden? Çünkü diyor ki onlar; eğer Türkiye AB'ye girerse İngiltere'nin kontrolünde olur ve biz AB'de de etkinliğimizi kaybederiz.''


14 Ekim 2013 Pazartesi

Kontr Espiyonaj veya kısaca karşı koyma- Mehmet Eymür



Mehmet Eymür, 20.08.2013 www.son.tv 





''Naci Paşa hemen, 1912 ile 1919 yılları arasında ve harp boyunca Alman Genelkurmay Başkanlığı Askeri İstihbarat Hizmetinin Başkanlığını yapan ve bu teşkilatı yeniden organize eden General Oberst Walter Nikolai'yi buldu ve onu Türkiye'ye davet etti. Nikolai teklif edilen görevi kabul ederek 1926 yılının başlarında göreve başladı.

Nikolai"ye İstanbul Yıldız'daki Harp Akademisinde yer tahsis edildi. Burada sivil ve asker şahısları eğitti. Daha sonra bu şahısları beraberinde Almanya'ya götürerek pratik eğitim yapmalarını sağladı.''





''Her ne kadar resmi bilgilere göre, yukarıda da belirttiğim gibi Amerikalılarla ilişkiler NATO’ya katılmamızdan ve 1955 yılından sonra gelişmeye başladığı söylense de, Bestekâr Sokaktaki Teknik Servise 1948 yılında sandıklar içinde gelen 3 adet yepyeni Plymouth marka “kestirme” arabası, o tarihlerde Sovyetlere karşı yakın işbirliğinin başladığına işaret ediyordu. 

Kestirme arabaları, casusluk amacıyla kullanılan kaçak telsizleri bulmak amacıyla kullanılıyordu ve genelde hedefleri komünist ülkelerdi. Ayrıca daha sonra Doğu Almanya’dan yayın yaptığı tespit edilen “BİZİM RADYO” isimli, Türkiye’nin her yerinden dinlenebilen ve kara propaganda yapan bir radyo vardı. Teknik Servis bir takım icat edilen sistemlerle bu radyo istasyonun Türkiye’de dinlenmesini önlediler. ''




http://www.son.tv/yazar/kontr-espiyonaj-veya-kisaca-karsi-koyma/haber-200400


Kontr Espiyonaj veya kısaca karşı koyma


Mehmet Eymür

Milli Amale Hizmet


Eskiden Milli Emniyet Hizmetleri Reisliği olan Teşkilatın bugünkü gibi kanuni bir statüsü yoktu. Genç Cumhuriyette MAH (Milli Amale Hizmet) olarak başlayan ve halen MİT olarak süren teşkilatın hikâyesi şöyleydi. Bugünkü MİT'in ilk temeli İstiklal Harbi sırasında atılmıştı. [Not: Amal - Emel’in çoğulu. Emeller, ülküler ve mefkûreler].

O tarihte kurulan Mustafa Muğlalı komutasındaki Askeri Polis Teşkilatı istihbarat ve karşı koyma görevleri ile de vazifeli idi. Teşkilatı Mahsusa, bütün imkansızlıklara rağmen İstiklal Harbi sırasında Anadolu’da büyük hizmetler vermiş, Harbin sonunda bu görev Genelkurmay Haber Alma Şubesine devredilmişti.





Cumhuriyetin ilanından sonra, 1926'nın başlarında, Atatürk Genelkurmayda yapılan bir toplantıda “Bu böyle olmaz, muasır devletlerde olduğu gibi biz de modern bir istihbarat teşekkülü kurmak mecburiyetindeyiz” emrini verdi. O tarihlerde General Naci Eldeniz, başında bulunduğu bir heyetle Avrupa'da Türk Ordusuna öğretmenlik yapacak subayların tespiti ile görevliydi. Ona istihbarat teşkilatı kurulması için uzman bir kimsenin bulunması talimatı verildi. Naci Paşa hemen, 1912 ile 1919 yılları arasında ve harp boyunca Alman Genelkurmay Başkanlığı Askeri İstihbarat Hizmetinin Başkanlığını yapan ve bu teşkilatı yeniden organize eden General Oberst Walter Nikolai'yi buldu ve onu Türkiye'ye davet etti. Nikolai teklif edilen görevi kabul ederek 1926 yılının başlarında göreve başladı.

Nikolai"ye İstanbul Yıldız'daki Harp Akademisinde yer tahsis edildi. Burada sivil ve asker şahısları eğitti. Daha sonra bu şahısları beraberinde Almanya'ya götürerek pratik eğitim yapmalarını sağladı.





Eğitim gören personelin Türkiye’ye dönmesi ile birlikte 6 Ocak 1927 tarihinde" o zamanki Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın yazılı çok gizli emri ile merkezi Ankara'da ve şubeleri de İstanbul" İzmir" Adana" Diyarbakır ve Kars"ta olmak üzere Milli Amale Hizmet Teşkilatı kuruldu.

Kısaca MAH olarak tanınan teşkilatın kuruluşu ile o tarihe kadar Ordu Müfettişlerince yürütülen istihbarat hizmeti de MAH"a devredildi. Harf inkılabından sonra teşkilatın ismi Milli Emniyet Hizmetleri olarak değiştirildi. Yeni ismin kısaca MEH olarak telaffuzu gerekiyordu. Bu ise kulağa pek hoş gelmiyordu. Atatürk’ün emri ile rumuz MAH olarak devam etti.

1965"e kadar şeklen" İçişleri Bakanlığına bağlı gözüken MAH esasında" kanuni olmayan ve gizli çalışan bir kuruluş olduğu için bu bağlantının pratikte bir önemi yoktu. Başlangıçta sadece A. Espiyonaj B. Kontrespiyonaj" C. Propaganda ve D. Teknik ve Destek faaliyetlerinde bulunuyordu. Ankara'da" Hacı Bayram Camii civarındaki dar bir sokak içinde" iki katl4 beş odalı ahşap binada faaliyete başlayan bu küçük fakat dinamik kadronun o yıllarda ülke yararına çok faydalı faaliyetlerde bulunduğu ve fonksiyonel çalıştığı bilinmektedir.

Şeyh Sait isyanı, Kızıl Lazistan çalışmaları, Kürtlerle Ermenilerin müşterek Hoybon ve Kürt Teali Cemiyeti faaliyetleri, Gizli Komünist Partisi faaliyetleri. Hilafetçi ve Saltanatçıların faaliyetleri, Hatay meselesi, Çiçero olayı gibi önemli olaylar MAH'ın uğraş konuları arasındaydı.

1927"de Alman generalinin eğitimi ile işe başlayan MAH, Türkiye'nin NATO'ya katılmasından sonra 1955 yılından itibaren Amerikan eğitimine ve dolayısıyla Amerikan sistemine döndü. 1953 yılında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığından teşkilatın başına getirilen Albay Behçet Türkmen, Kurmay Yarbay Fuat Doğu'nun da içinde olduğu bazı kurmay yarbayları teşkilata aldı.





Altı kişilik bu çekirdek kadroyu eğitim görmek üzere Amerika'ya gönderdi. Daha sonra bu heyet Türkiye'ye dönüp Amerikalılar ile birlikte İstanbul’da Emirgan'da açılan okulda MAH personelini eğitmeye başladılar. Bir süre okulun Başöğretmenliğini yapan Kur. Yrb. Fuat Doğu daha sonra İstanbul Merkez Şefliği Operasyon Muavinliğine atandı.

1947 yılında Ankara’ya tayin edilen muhabere subayı babam da teşkilatın teknik servisini kurmakla görevlendirilmişti. Şimdi altında kebapçı olan ve o tarihte şehir dışında sayılan Kavaklıdere Bestekâr Sokak’taki iki katlı, eski Ankara Valisi Necati İlter’e ait bina, MİT’in Elektronik ve Teknik Başkanlığının ilk nüvesidir.

O tarihte, Kavaklıdere’yi Küçükesat’a bağlayan ve şimdilerde en işlek caddelerden biri sayılan Tunalı Hilmi Caddesi henüz yoktu ve her taraf bağlıktı. Toprak yolları olan tenha, sakin bir yerdi. Binanın bir kısmı lojman olarak tahsis edildiğinden biz de orada oturuyorduk.

Her ne kadar resmi bilgilere göre, yukarıda da belirttiğim gibi Amerikalılarla ilişkiler NATO’ya katılmamızdan ve 1955 yılından sonra gelişmeye başladığı söylense de, Bestekâr Sokaktaki Teknik Servise 1948 yılında sandıklar içinde gelen 3 adet yepyeni Plymouth marka “kestirme” arabası, o tarihlerde Sovyetlere karşı yakın işbirliğinin başladığına işaret ediyordu.

Kestirme arabaları, casusluk amacıyla kullanılan kaçak telsizleri bulmak amacıyla kullanılıyordu ve genelde hedefleri komünist ülkelerdi. Ayrıca daha sonra Doğu Almanya’dan yayın yaptığı tespit edilen “BİZİM RADYO” isimli, Türkiye’nin her yerinden dinlenebilen ve kara propaganda yapan bir radyo vardı. Teknik Servis bir takım icat edilen sistemlerle bu radyo istasyonun Türkiye’de dinlenmesini önlediler.





Milli Emniyet Hizmetleri Teşkilatı’nın (MAH) Teknik Servisi geçen yıllar içinde giderek büyüdü. Önce Ankara Büklüm sokaktaki 4-5 katlı bir binaya, daha sonra da Yenimahalle’deki MİT Kampusuna taşındı.

MAH, 1965 yılında 644 sayılı MİT Kanunu ile Milli İstihbarat Teşkilatı adı altında legal bir kuruluş haline geldi. MAH, M1T'in ana bir birimi olarak hayatiyetini devam ettirdi. Milli Emniyet Hizmetleri Başkanlığı, İstihbarat Başkanlığı, Psikolojik Savunma Başkanlığı, İdari İşler Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği Müsteşara bağlı birimlerdi. 1971'de Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanlığı bu başkanlıklara katıldı.

644 sayılı kanunla MİT Müsteşarı başkanlığında Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) da tesis edilmesi düzenlendi. Üyeleri Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri veya Yardımcısı, MAH Başkanı, Genelkurmay İstihbarat Başkanı veya Yardımcısı, Bakanlık görevlileri idi. Kanuni bir organizasyon olmasına rağmen pek çalışmadı denilebilir.

1976 yılında, Em. Orgeneral Hamza Gürgüç'ün zamanında. Personel Daire Başkanı Nuri Gündeş'in telkini ileyürütülen yeniden organizasyon çalışmaları ile birçok kuruluş değişiklikleri yapıldı. 4 yeni üniteler ilave edildi.

Bu tarihlerde, Haber Toplama ve Kıymetlendirme birimleri ayrıldı. MAH Başkanlığı tamamen yurt içi istihbarata dönük bir başkanlık haline sokuldu. Teşkilat'ın kuruluşundaki en önemli temel birimlerden biri olan Kontrespiyonaj Dairesi bir kıymetlendirme ünitesi haline getirildi. Müsteşar Yardımcılığı ihdas edilerek bu makama General Nihat Yıldız atandı. Bu değişiklikleri birçok diğer değişiklikler takip etti.

Yeniden organizasyon çalışmaları sırasında genelde "Teşkilat'ın daha iyi faaliyet yürütmesi” amacından uzaklaşılarak, birtakım dengeler dikkate alındı.





Bazı personelin tasfiyesi için başında bulundukları ünitelerin fonksiyonları azaltıldı bazı personel için yeni fonksiyonel üniteler kuruldu.

01.11.1983 tarihinde 2937 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu"' ile MİT"e yeni bir statü kazandırıldı ve Atatürk'ün MAH Başkanlığı da fiilen ortadan kalkarak tarihin sayfaları arasına gömüldü.

Gelmek istediğim konu şu. Geçmiş yıllarda yapılan uygulamalarla teşkilatın temel ünitelerinden biri olan Kontr- Espiyonaj ünitesi, bilerek veya bilgisizlik neticesinde fonksiyonsuz hale getirildi, zayıflatıldı. Teşkilatın bütünlüğü bozuldu, istihbarata karşı koyma, casus yakalama, hainliğe ve ihanete mani olma kabiliyeti fena halde zayıfladı.

İstihbarat ustalarının dediği gibi “istihbarat faaliyetlerinin özü, her konuda bilgi edinme gereğinden başka, tarihin akışını izlemek ve istikbali görebilmektir. Var olan büyük bir teşkilatı alıp modernize etmek, değiştirmek, alışılmış davranış biçimlerinden vazgeçirmek, geçmişteki tecrübelerden yararlanmak, sıfırdan başlamaktan daha zordur”.

Alman istihbarat teşkilatının kurucusu Gehlen’in dediği gibi “bir istihbarat servisi son derece hassas ve enstrümandır. En üst noktada herhangi bir aksaklık olduğunda, bunun yankıları, asıl ayrıntılar bilinmese dahi, zincir boyunca en alt halkalara kadar ulaşır. İstihbaratla uğraşan milli servislerinin sayılarının çoğalması halinde, ortaya rekabet, güvensizlik ve birbirinin işine karışma gibi tehlikeler doğar. Bu gibi servislerin sayılarının çokluğu, düşman istihbarat unsurlarının bunların içlerine sızmalarını da kolaylaştıracak ideal ortamlar oluşturur. Bir istihbarat servisinin, devletin diğer kuruluşları için konulan kurullarla yönetilmesi her zaman mümkün değildir. Bir gizli servis için, bürokrasinin verimi azalttığı, hatta yok ettiği, tecrübelerle görülmüştür”.





Şu anda MİT’in başındakilerin nasıl bir yapılanma içinde olduğunu bilmiyorum. Bilmediğim bir konuda ahkâm kesmek istemem. Teşkilat artık büyümüş, her türlü teknik imkanı olan, lisan bilir kültür seviyesi yüksek personeli bulunan, parasal sıkıntısı olmayan, büyük bir fabrika haline gelmiştir. Artık yüksek kaliteli üretim yapması gerekir. Her halükarda, teşkilatın karşı koyma, hıyanet edenleri ve casusları yakalama, Türkiye’yi karıştırma ve kara propaganda yapanları ortaya çıkarma kapasitesini süratle geliştirmesi gerektiğini düşünmeden edemiyorum.





Bizim insanımız kontrolü ve disiplini pek sevmez. Bu nedenle bizde otokontrol mekanizması yok derecede zayıftır. ABD’deki FBI benzeri, sadece espiyonaj ve istihbarata karşı koymakla görevli yeni bir teşkilatın kurulması belki de daha isabetli olacaktır.

FBI’ın CIA içinde, Ruslara çalışan, casusluk yapan üst düzeydeki yöneticileri yakaladığı bir vakadır. Buna önem vermezsek, birilerinin Türkiye’yi karıştırmasını hiçbir zaman önleyemeyeceğiz.








Bu yazımda, ciddi önerilerin yanı sıra bazı tarihi resimleri de sizlerle paylaşmak istedim.
Biraz da gülümsemeniz için 1980’de yazılmış, esprili bir teşkilat şiirini sunuyorum.

SESSİZ MUTLULUK


MİT adıyla anılırdı bir zamanlar bu topluluk,
Değiştirdik adını, oldu sessiz mutluluk.
Generaller geldiler, dediler piyade kokacak,
Burası ordunun rüknü olacak.

Konyalı Mehmed’in(1) derdi çok derin,
Çift yıldız geldiğinden durumu elim,
Yazı okumakmış diyor kaderim,
Ağlamış yüzünden düşen bin parça

Ajandan dönme Bay Ali Cengiz(2),
Her zaman sessiz ve esrarengiz,
Sahtekarlık deyince bir dehşetengiz,
Yatağı daireye sermiş yatacak.

Yağcılık yarışı yine revaçta,
Tevfik, Ahmet, Hilmi bunda en başta,
Hiram'ı sorarsan elinde muşta,
Önüne geleni dövüp gidecek.

Sessiz mutluluğun simgesi bay Kinte Kunta(3),
Cengiz ve Mehmet'le oldu bir Cunta,
Mezarcı başını geçmiş olup da,
Mezara gelmeyen bir kara kedi

Kokteyllerde hazır bütün büyükler,
Mesuliyet olunca çarpar yürekler,
Ahmet, Refik ölmüş, kime ne beyler,
Teftiş bırakılıp dönülür mü ya.

Nuri'nin(4) kederi bir hayli büyük,
Kendim ektim tohumu deyiyor garip,
Sessiz mutluluğun sesi acayip,
Eğin’den Koloğlu çıkmış mı ola?

Erkan oldu sanki şamar oğlanı,
Kabil olsa boğacak karayılanı,
Önal gibi herkese namaz kılanı,
Bilmeyen cennette papaz sanacak.

Elimizden çıkmazsa eğer bir kaza,
Mutsuz SESSİZLİKLE gireriz yaza,
Başlara, üstlere hep kıza kıza,
Sesimiz kısıldı ama ölmedik.

Çilekeş Aşık Mitmemurî
Mayıs 1980





17 Mayıs 2013 Cuma

Bülent Orakoğlu: ''Alman dış istihbaratı MİT'i aşmak için...''

TV Net- Ferhat Ünlü'nün ''İstihbarat'' programı, işlerinde başarılı olmuş insanlar olan MİT Eski Kontra Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür ve  Emniyet eski İstihbarat Daire başkanı Bülent Orakoğlu'nun katıldığı 11. bölüm.



Bülen Orakoğlu: ''Ben daire başkanlığı koltuğuna oturdum; hemen Almanya dış istihbarat servisi beni davet etti.-Ben on dört senelik bir il emniyet müdürlüğünden sonra oraya geldim - 'Bizi niye oraya çağırdılar?' ; yani? Bunun üzerine Sönmez Köksal'ı aradım ve dedim ki: 'Bu sizin görevleriniz arasında bizi niye çağırdılar?' O da dedi ki: 'bu bizim en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi' yani bu bir takım dış istihbarat grupları  burada MİT ile ilgili konuları 'aşmak' için emniyet istihbaratını çağırıyorlar ve bu yanlış oluyor. Ve ben araya onlar çağırdığı için, çok az rütbeli bir arkadaşı gönderdim.