(...)Der Spiegel dergisi daha önce, Almanya hükümetinin talimatıyla BND'nin aralarında NATO ülkeleri Türkiye ve Arnavutluk'un da bulunduğu 80 ülke hakkında istihbarat topladığı iddia etmişti.(...)
Almanya ve ülkemizin ''sinir uçları'' üzerinde çalışarak sinsi bir düşmanlık güden ve Alman birikiminin bu güne getirdiği Alman devleti ile ilgili notlar...
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2014 Salı
Almanya Türkiye'nin Yanında Arnavutluğu da Dinlemiş!
02/09/2014 http://www.hurhaber.com/abd-alman-casuslarini-desifre-etmis/haber-653925, http://www.hurhaber.com/
30 Ağustos 2014 Cumartesi
'Almanya'nın Türkiye'yi Elektronik Kuşatması' TVNET / HABER ANALİZ (22.08.2014)
Ferhat Ünlü (47:50-48:30) : ''Almanya'nın Türkiye'yi dinleme-telekulak skandalı ki 2009 kritik sene: EPDK üyelerinin de 2009'da dinlendiğini, Emniyet İstihbaratın o kayıtlarının 2009'da silindiğini vs. düşünürsek 2009'un o kritik sen pek çok açıdan... Almanya Türkiye'yi telekulak anlamında kuşatmış deyim yerindeyse, başka ülkelerinde bu tarz kuşatmaları var Almanya neden kuşatıyor ve kuşatırken teknik anlamda TİB'i düşünelim, başka kurumları düşünelim nasıl denetleyebilir elektronik bağlamda, buna uygun alt yapısı var mı?''
Batuhan Tosun (48:30-50:50) : '' Şimdi kullanılan altyapılarda Alman cihazları çok fazla kullanılıyor ve eğer siz benim cihazımı kullanıyorsanız ve ben gelişmiş bir ülke isem bu şeye düşmem. Yani BTK sistemlerinde de elektrik sistemlerinde de yabancı menşeili ürünler kullanılıyor.''
Ferhat Ünlü: ''Yani Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında da, spesifik olarak soruyorum, TİB'i özellikle öğrenmek istiyorum...''
Abdurrahman Şimşek: '' Her yerde, her devlet kurumunda...''
Batuhan Tosun: '' Yani şöyle bir durum var: Ben bağlantıyı şuradan kurmaya çalışıyorum not aldım buraya: Erich Schmidt BND'nin eski istihbarat uzmanlarından biri. Şimdi Wikileaks'de Zamanında Emre Doğru ile ilgili çıkan stratfor belgelerinde Doğru'nun yazışmaları ile ilgili TPAO'nın Akdenizde yaptığı sondajların, sondaj çalışmalarının takibi ve bunların yurt dışına bildirilmesi, akabinde yine Almanya'nın -yine Erich Schmidt bunu not olarak düşmüş- 'EPDK çok stratejik bir kurumdur ve Almanya devleti yine Türkiye'nin EPDK kurumunun neler görüştüğünü, görüşmelerini bilmek ister.' Bu iki kurum da EPDK ve TPAO; Türkiye'nin uzun yıllar güdemediği siyaseti son zamanlarda gütmeye başlaması Almanya'nın dikkatini çekecek olacak ki keza kendi teknolojisini kullandırıyor olması... (Ferhat Ünlü: '' Onları teknik anlamda rahatlatıyor.'') ''
24 Ağustos 2014 Pazar
Almanların dinleme skandalı.
Alman dinleme skandalı üzerinden
ülkemizdeki aydın cinayetleri ve ‘bir devlet kurmak fikri’ analizi
Almanya’nın
ülkemiz üzerindeki oyunlarının son ortaya çıkanı malumunuz olduğu üzere dinleme
skandalıdır. Dinleme skandalı üzerinde ise birçok isim teoriler yürütmektedir.
Teoriler genellikle iki ana başlık altında toplanmaktadır. Birincisi ‘Almanya
ülkemizdeki dinleme faaliyetlerini kendisi sızdırarak Türkiye’yi zayıf
göstererek AB’ye almak-AB ile müzakere sürecini hızlandırması’ , ikincisi ise ‘Almanya’nın
kör gözüm parmağına Türkiye’ye saldırısı’dır. Ben ikinci başlığın, farklı bir
boyutta değerlendirerek, taraftarıyım.
Almanya
Türkiye’yi K. Irak’ın bağımsızlığına karşı dinlediğini belirtiyor. Bu Almanya’nın,
Cemil Ertem’in belirttiği üzere, Ukrayna meselesinde de yaptığına benzer. Her
ihtimalde kendine bir kazanç sağlamaya çalışıyor. Dinleme faaliyeti ve sonra da
bunun kendileri eliyle deşifre edilmesi kendileri açısından kazançlıdır.
Dinleme faaliyetinin, K.Irak’la ilişkilendirilerek, deşifre edilmesi Türkiye’de
‘ulusalcı’ bloğa oynamaktır. Normalde ‘Türkiye için bir başka ‘’yavru vatan’’ olan
K.Irak’ın, Türkiye ile birleşmesini önleme mevzisi’ni berkitmek onun enerji
kaynaklarının ana vatanı ile dünyaya açılmasını önlemeye ufacık da olsa bir
katkı yapmak, bu dinleme olayının boyutlarından biridir bence.
Dinleme
olayının ayrı bir boyutunu Cemil Ertem’in ‘’Almanya’nın Türkiye’deki kolları ve
uzun kulakları’’ yazısından bir alıntıyla açıklamaya başlamak istiyorum: ‘’
Hadi dışişlerini, Başbakanı hatta Cumhurbaşkanı’nı dinlersiniz, bunun bir
diplomatik skandal olduğu tartışmasız ama, Merkel’in de
kestirip attığı gibi, diplomasi savaş halinde geçerli değildir ya da savaş
diplomasisi geçerlidir.’’ Bu boyut aslında K.Irak’ın Türkiye ile
birleşmesine başkaca bir saldırı aslında. Savaşı sertleştirmek, safları
netleştirmek ve Türkiye’ye karşı düşmanca faaliyetleri belki de daha iyi icra
edebilmek için bir nevi ‘savaş ilanı’ olan bu deşifre ülkemizin güneyindeki
Kürt kardeşlerimizin Anadolu ile birleşmesini önlemek için yeni Türkiye
ülküsüne karşı; bir nevi ‘bakın ne yapıyorlar!’ demektir aynı zamanda.
Dinlemenin deşifresinin bu boyutu Türkiye ile Almanya arasındaki bu ‘savaşı’
körüklemektir.
Türkiye ne yapmalı
Türkiye AB’nin
parçalaması ya da en azından ikiye bölünmesi için elinden geleni yapmalı. Trans
Pasifik Ortaklığı’nın mevcut AB uygarlığıyla gerçekleşmesi imkansızdır. ABD’nin
de bu durumda tavrının Türkiye’den yana olacağı bellidir. Almanya coğrafyasının
tahrik ettiği üzere; tarihindeki gibi yine bir ‘Berlinden Bombaya’ (Yusuf
Kaplan’ın belirttiği Almanların ‘’7-B Stratejisi’’) emperyalist yürüyüşü için düğmeye
bastı. Yararı zararından daha fazla olsa savaş bile çıkarırlar. Dinlemenin
deşifresinin ana amaçlarından biri bence mevcut durumu sertleştirmektir. Bunu
yöntem olarak bu sefer, şimdilik, farklı yapsalar da amaçları yine aynıdır:
mücadelenin bir tarafının merkezinin Almanya olduğu bir ‘savaş’.
Türkiye’nin
yapacağı esas icraatlardan biri de ‘bir devlet kurmak’ ya da ‘devletin verimini
artırmaktır’. Bu durum ülkemize diğer saldırılara karşı da korunak sağlamak
ihtiyacındandır. Bir devlet kurmak fikrini yine bir iğrenç Almanya notuyla
berkitmek istiyorum:
Ülkemizde, Almanların,
aydın ve devlet adamı cinayetleri ve ‘bir yandan halk bir
yandan devlet’ olmak zorunda kalan halkımız.
İstihbarat
örgütleri Mahir Kaynak’ın bir kitabında hikayeleştirdiği gibi ‘tanıdık düşman’
severler. Yok etmekten ziyade ele geçirmeyi ya da sürekli yenilgiye
uğratmayı-etkisiz hale getirmeyi tercih ederler. Aksi takdirde yeni ve üstelik
bir de ‘tanımlanmamış’ düşmanlar neşet eder. Aynı zamanda yok etmek çok başka
açılardan kendilerine zarar olarak geri döner. Karşı tarafı daha da tahrik
etmiş olurlar. Ancak bu belli şartlar altında geçerlidir. O şartlar ise bence
ülkemizin 90’lardaki halinin anti tezidir. 90’larda şimdikinden çok daha fazla bağımlı
bir devlet yapısına sahiptik. Yabancı istihbarat örgütleri ülkemizde fink atar;
bürokratları, aydınları, devlet adamlarını şehit eder ve bu yanlarına her zaman
kâr kalırdı. 90’ların Türkiye’sinde, T.C neden olduğu içtimai hayat
nedeniyle bir ‘kolektif akıl’ ile infial uyandırmaz, ondan daha beteri T.C
devleti hiçbir şekilde ufacık bir hesap dahi sormazdı. İstihbarat örgütleri bu
ülkemizdeki yapanın yanına ‘kar bırakan sistem’ karşısında ülkemizde Mehmet
Eymür’ün ifadesiyle hep bir ‘’temizlik’’ faaliyeti içerisinde olmuşlardır. Onun
arkadaşı efsane MİT’çilerden Hiram Abas da mesela, işte bu durumdan ötürü göz
göre göre şehit edilmiştir. Peki bu ülkenin düşmanları Hiram Abas’ın şehit
edilmesinden ötürü herhangi bir sıkıntı yaşamışlar mıdır? İşte ‘bir devlet
kurmak’ fikrinin önemini görüyorsunuz. Bence bir devlet adaletle kurulur.
Ülkemizde her vaka, vakıa ve suça, istisnasız bir şekilde, hak ettiği değer ya da ceza
verilirse her şeylerin yoluna girmesinin temeli atılmış olur. Bunu değerli aydın
Yiğit Bulut örneğiyle berraklaştırmak istiyorum. Yiğit Bulut yazılarında sık
sık ‘ekonomide neler yapılabilir’ fikrini işler ve herkesin de buna katılarak katkıda
bulunmasını ister. Yiğit Bulut ekonominin teknik ayrıntıları ve bunun ülkemizin
yararı adına kullanılması konusunda ülkemizde nadir aydınlardan biridir. Bu yüzden
ekonomi dalının teknik kısımlarını Yiğit Bulut’a bırakıyorum. Ben ekonomi de
dahil ülkede işlerin yoluna girmesinin temelinin güvenilir bir adalet sistemi
kurulmasından geçtiğini düşünüyorum. Böylelikle ihanet derecesinde faiz de
rahatlıkla savunulamaz, ‘yerli araba intihar olur’ da denilemez, göstere
göstere Almanlarla ülkemize saldırı konusunda medya aracılığıyla ortak da
olunmaz ve o adam böyle göstere göstere ‘kağıt kaçakçılığı’ (http://neayakbunlar.blogspot.com.tr/2012/11/pkkci-almanci-aydin-dogan.html)
da yapamaz. Topkapı Sarayında en yüksek yapıyı ‘’Adalet Kulesi’’ olarak yapan
Osmanlı’nın adalet felsefesini tekrardan getirirsek aynı zamanda ‘’küçük’’
suçlar bile eksiksiz infaz edilmiş olur. Böylelikle tarihten gelen ‘genetiği ve
gücüyle’ her türlü belayı savuşturan halkımızın gücünün yanına bir de ‘devlet
disiplini’ eklenir ve halkımız adeta bir ‘yandan devlet bir yandan halk’ olmak
zorunda da kalmaz. Aynı zamanda ‘devlete yardımcı’-‘halka hizmet eden’ bir
teamüller yekunu da oluşabilir. Halk ve devlet ilişkisinden bahsedince, halkın
katılımının yüksek olduğu bir devlet yapısının olması gerektiğine de dikkat
çekmeden olmaz. Ancak tabi anlatmaya çalıştığım üzere; devlet yanı eksik
olmamalı.
Almanlara tavsiyem
Bu kadar pisliğin
içinde olan pisliğe elbet bulaşır. Alman devleti şimdiki halini de aşarak
küresel sistemin pis araçlarını kullanmayı abartıp, onlarla çok daha fazla
eklemlenerek vatandaşlarına daha fazla zarar vermeye başlayacaktır. Alman
vatandaşları kendilerini bölünmüş bir AB’nin kuzey kısmında kendilerine
hizmetten ziyade eza veren bir Alman devletiyle baş başa kalmak istemiyorlarsa
Alman devletini tasfiye etmelidirler. Türkiye de buna yardımcı olmalıdır. Mesela
Alman devleti Almanya ve periferisini ileride ‘dünyanın pisliğe batmış
mahallelerine’ rahatlıkla çevirebilir. Uyuşturucuya batmış ve oportünist bir içtimai
hayata hizmetten ziyade emperyalist bir karaktere sahip olduğu için sebep
olabilir. Belki de ‘’bizim polislerimizin Alman polislerden daha çok uyuşturucu
yakalaması‘’nın sebebinden biri de bu Alman devletinin karakterinden ötürüdür…
Blogun yöneticisi trosmtr, https://twitter.com/_osm1_ .
Etiketler:
AB,
ABD,
Alman Polisi,
Almanya,
Cemil Ertem,
Dinleme skandalı,
Hiram Abas,
Mahir Kaynak,
Mehmet Eymür,
Oportünizm,
Trans Pasifik Ortaklığı,
Türk polisi,
Türkiye,
Yiğit Bulut,
Yusuf Kaplan
29 Temmuz 2014 Salı
BATI DENEN ŞEY (ALMANYA): ''Steinmeier: 'İsrail'de tüm sahiller boş. İnsanlar korkudan sahillere gidemiyor' ''
israil belası 1216 Filistinli katlederken zulüm yapısının hükmettiği topraklarda yahudiler bu zahmet nedeniyle bir de sahilleri boş bırakır:
BATI DENEN ŞEY (BURADAKİ ÖRNEK ALMANYA): ''Steinmeier: 'İsrail'de tüm sahiller boş. İnsanlar korkudan sahillere gidemiyor' ''
BATI VE UZANTISI-MAŞASI İSRAİL PİSLİKTEN İBARET OLAGELMİŞTİR VE OLACAKTIR:
BATI DENEN ŞEY (BURADAKİ ÖRNEK ALMANYA): ''Steinmeier: 'İsrail'de tüm sahiller boş. İnsanlar korkudan sahillere gidemiyor' ''
BATI VE UZANTISI-MAŞASI İSRAİL PİSLİKTEN İBARET OLAGELMİŞTİR VE OLACAKTIR:
Davutoğlu'nun Gazze dersi verdiği bakan ortaya çıktı!
Paris'te gerçekleştirilen ateşkes müzakerelerinde Bakan Davutoğlu Avrupalı bir meslektaşına adeta Gazze dersi vermişti. Davutoğlu'nun ders verdiği o kişi, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier çıktı. Steinmeier'in 'İsrail'de tüm sahiller boş. İnsanlar korkudan sahillere gidemiyor' sözü üzerine, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 'Sahiller boş değil, Gazze sahili çocuk cesediyle dolu' yanıtını vererek Alman bakanı susturdu.
Fransa'nın başkenti Paris'te, Gazze ateşkesi için cumartesi günü gerçekleştirilen toplantıda, 'İsrail'de tüm sahiller boş. İnsanlar korkudan sahillere gidemiyor' diyerek, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun tepkisini çeken kişinin, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier olduğu ortaya çıktı.
Haberin devamı:
11 Temmuz 2014 Cuma
Hans'ın emeklilik parası Soma şehitlerinden!
TRT Haber, ''Derin Analiz'', Yiğit Bulut-Hasan Kurtulmuş, Yiğit Bulut:
(42:03-42:58) '' Almanya'da adam emekli olmuş. O emekli fonu Türkiye'de gelip hisse senedi alıyor; Türkiye'de gelip bono alıyor, Türkiye'de gelip yatırım aracı alıyor, yıllık yüzde sekiz veya daha fazla euro getirisi ile gidiyor 'Hans'a bakıyor, emekli olmuş Hans'a bakıyor Almanya'da. Ve bu Alman'yanın emeklisinin parası Soma'da şehit olanların vergisinden ödeniyor. Faizi düşürmeyenlere ben bunu bir kere daha hatırlatıyorum! Bu ülkede faiz yüksek kalsın diyenler; Almanya'daki, Belçika'daki, Fransa'daki, Lüxemburg'daki emeklinin parasının bu insanın alın terinden karşılanmasına imkan ve yol verenlerdir! Bunun hesabı bugün sorulmazsa yarın sorulur. Yarın sorulmazsa ahirette sorulur Hasan bey...''
Etiketler:
Almanya,
Belçika,
Faiz,
Fransa,
Hasan Kurtulmuş,
Lüxemburg,
Soma,
TRT Haber,
Türkiye,
Yiğit Bulut
5 Haziran 2014 Perşembe
Almanlar Türkiye'yi Bölmek İstiyor!
SIRADIŞI - 4 HAZİRAN 2014
Abdurrahman Kurt (1:12:22-1:12:49): '' Ben size ilginç bir olay anlatayım. Almanlar; mesela Almanya'da bir konferansa çağırmışlardı beni. Oradaki PKK'lı arkadaşlarımız bile bölünmeyi istemezken, demokratik cumhuriyetten bahsederken Almanlar bize orada bölünmeyi tavsiye ettiler. Ben dedim ya bi dakka. Hollanda'dan Almanya'ya, Fransa'ya geçerken sınır göremiyorum, siz bize diyorsunuz ki aranızdaki sınırları daha da derinleştirin. Sen kime hizmet ediyorsun dediğimde adam kıpkırmızı olmuştu...''
Hala ellerinden gelse ülkemizi bölmek isteyen Almanlar, DHKP-C ve toplumumuzda başka başka benzeri 'anarşist', vandal, terörist illetler yayarak ülkenin huzurunu bozmaya uğraşıyor, Güneydoğu'da beceremediklerini ülkemizin başka bölgelerinde başka kılıflar halinde yapmaya çalışıyor.
Turgay Güler, Nevzat Çiçek ve Abdurrahman Kurt'un katıldığı ''Sıradışı'' programının linki ise aşağıda:
4 Haziran 2014 Çarşamba
Recep Amca Cem Özdemir'i Nakavt Eder...
EN SIRADIŞI - 29 MAYIS 2014
Yusuf Ziya Cömert : '' Şu algı yerleşti. Gezide, Gezi olaylarını yapanlar -o küfürlerin hepsini kendilerine iade etmek lazım- o küfürleri edenler, o taşları atanlar vesaireler; millet bunları teşhis etti. Bu teşhisi neye borçluyuz? Bu teşhisi; birincisi o ''Taksim platformu'' nun hükümete dayatmaya çalıştığı talep listesine borçluyuz. Yani takdir ediyorum oradaki solcu çocukları; bunu bu şekilde beyan ederek milletin kendilerini anlamasını sağladılar...
Ben geçenlerde bizim köyde okuma yazmayı kendi uğraşıyla sökmüş yaşlı bir adamdan, adı Recep Ekrem, yaşlı bir çobandan dinlediğim şey şuydu: 'Ulan' dedi, 'Almanya kendisini savunamıyor mu da' dedi 'sen seksen milyonluk Almanya'yı Taksim'de savunmaya uğraşıyorsun' dedi.
Okuma yazmayı nasıl öğrendiğini anlattı bana: ben dedi; sabah çıkarım, inekleri alır götürürüm ormana, akşam dönerim. Yolda bir gazete kağıdı gördüm dedi. Bildiğim iki üç harf var dedi. Baktım bir yerde bir şey yazıyor dedi. Uğraşa uğraşa bir kaç gün içinde onun İstanbul olduğunu anladım dedi. Böyle böyle okuma yazmayı sökmüş, başka bir şey bilmem ben dedi. Yani... Vatandaş anladı; bunların bir vatan sevgisinden kaynaklanmadığını vatandaş anladı. Yani; Gezi'yi idealize edenler sanki Gezi'deki hadiseleri yapanlar gökten melekler indi -Mevlid-i Şerifte vardır ya: indiler gökten melekler saf saf - sanki gökten böyle melaike indi orada bir cennet kurdular, bir ideal toplum oluşturdular: hayır!... Bu aynı Kiev'deki gibi ülkeyi yıkmak, Türkiye'nin itibarını sarsmak Türkiye'deki demokrasiyi, tamamen yok etmek amacına matuf bir çalışmaydı. Yerli bir çalışma da değildi. ''
Malumunuz Alman Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir; Başbakanımızın Köln ziyaretinde Merkel'i yuhalayan Türkler olmasını -ki sayın Başbakan edebi gereği engellemiş bu durumu - 'bize ödetirler' şeklinde yorumlamıştı*. Hasan Öztürk bu durumu 'ev zencisi' sendromu şeklinde değerlendirdi ve devamında Almanya Gezi'deki benzer taşkınlıkları Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı babında da olsa Almanya'da yapmaya kalksalardı bakalım neler olurdu diye sordu:
''Direk aklıma şu tablo geldi: 'evin başarılı hizmetçisi...' efendinin himayesine girmiş olan ve eve alınmış olan hizmetçi, bun ''zenci'' de diyebiliriz; tarladaki zenciyi hep hakir görür, aşağılar. E bi dur kardeşim sen de ondandın ama. Yok; eve girdi ya, o has odaya girdi ya işte efendim patronunun, sahibinin, çok daha yakınında ya... Onun için tarlada çalışan zenciyi hakir görür. Cem Özdemir'in durumu biraz öyle. Alman vatandaşı; Yeşillerin eş başkanı filan, böyle kendince efendisinin himayesine girmiş bir 'zenci' kendince tarladaki, işte o diğer fabrikalarda çalışan diğer zencileri hakir görme eğiliminde. Bu kafa yapısını müstemleke, mandacı kafa yapısı olarak görüyoruz. Ya da, hani bu bizim bedeni kalmış ama ruhları maalesef erezyona uğramış cumhuriyet çocuklarında falan da gördük bunu işte bu,Genco Erkal'de de gördük, bu hep gördüğümüz bir şey.
Bir şey daha ilave edelim peki: Almanya'da nümayiş yapan, yani Başbakan Erdoğan'ın Almanya'ya gelişini protesto edenlerin Gezi'deki provakosyona benzer eylemlerde neden bulunmadıklarını bir soru işareti olarak ortaya atayım.''
Devamında: Turgay Güler: '' Bir saniye fikrim geldi, kışkırttın, öyle bir şey söyledin ki: biz bunu gündeme getirmedik sanıyorum; Başbakan Erdoğan Köln'e geliyor diye onu protesto edenlerin ellerindeki ağır hakaretler içeren dövizlere Cem Özdemir deseydi ki 'yav kendi Başbakanımıza bunu nasıl yaparız!' diyemedi...''
'' (...) BEDELİNİ ÖDEYECEĞİZ
KARSLIOĞLU’NUN Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmasına varan süreç, Cem Özdemir’in cemaate yakınlığı ile bilinen bir Türk gazetesine, Başbakan Erdoğan’ın Köln ziyareti sonrasında verdiği röportajla başladı. Özdemir bu röportajında Başbakan’ın ziyaretini ağır bir şekilde eleştirerek, ’’Merkel sözü sarf edildiğinde salonun yuhalaması çok kötü bir izlenim bıraktı…. Çok çirkin oldu. Bu hafızalarda kalacak. Bunun bedelini ödeyeceğiz… (...)''
Etiketler:
Almanya,
Cem Özdemir,
eve zencisi Cem Özdemir,
Gezi,
Gezi olayları,
Hasan Öztürk,
Kiev,
Recep Tayyip Erdoğan,
Taksim,
Türkiye,
Ukrayna,
Yeşiller,
Yusuf Ziya Cömert
29 Mayıs 2014 Perşembe
Türkiye-Almanya işbirliği mümkün mü?
29/05/2014, http://trosmtr.blogspot.com.tr/:
(''Ruhlar Kuyusu''ndaki)Syf. 230’daki
şu satırları milletimizin ‘fıtratını’ ortaya koyması açısından çok önemsedim:
‘’Korkuları büyüktü. Zira Doğu’dan bir
esinti gibi gelip Anadolu üzerinde rüzgara, İstanbul’dan Batı’ya doğru
fırtınaya dönüşen bu millet, bir zamanlar ne zorluklar yaşatmıştı kendilerine.
Yıllarca yeraltına inmek zorunda kalmışlar, yönlerini Doğu’ya çevirdikleri her
harekette koca bir tokat yiyerek gerisin geriye dönmüşlerdi.’’
Bu
fıtratımızı unutmamamız gerektiği ortadadır. Mesela Ömer Özkaya’nın ifadesi ile
son ‘’zamanlarda dillendirilen’’ Almanya-Türkiye-Rusya ortaklığı bence
fıtratımıza aykırıdır. Anadolu toprakları için ‘inorganik’ bir denklemdir.
Çünkü Alman sisteminin köklü –örneğin ‘7 b’ stratejisi olsun, Asya’ya doğru
büyüme hedefleri olsun- ve değişmesinin çok zor olduğu stratejisi ile yeni
Türkiye-Osmanlı’nın hedefleri hatta ‘insanlık’ çatışmaktadır. Prof. Sedat
Laçiner’in ifadesiyle Türkiye’nin ‘‘doğal genişleme alanı’’ ile Almanya’nınki
çatışmaktadır. Eğer ki Alman sistemi tarihi genetiğinden kurtulup sömürgeci,
emperyalist ve çatışmacı fıtratından vazgeçip paylaşımcı, karşılıklı kazancı
hedef alan bir anlayış benimsese idi bu üçlü Almanya-Rusya- Türkiye denklemi
düşünülebilirdi. Ki zaten dünyada böyle şeyler olsaydı devletler arası
çatışmalar kalmazdı. Kim bilir belki de dünyada çatışma haricinde paradigmalar kabul
görür de devletler başka başka, modernizmin, insanlarının başlarına bela
edeceği dertlerle uğraşır. Ancak o günlere kadar Almanya’nın ‘fıtratı’ buna
müsait değildir. Türkiye-Almanya işbirliği fıtratlarının aykırılığı bakımından
insanla-şeytanın işbirliği gibidir…
http://trosmtr.blogspot.com.tr/2014/05/turkiyenin-dikkatine-sorular-arayslar_29.html
28 Mayıs 2014 Çarşamba
Almanya Türkiye'nin Hinterlandını 'Balkanlaştırmak' İstiyor!
25/05/2014,Cemil Ertem, Star Gazetesi:
''Zaten şöyle bir gerçek de vardır; Amanya’da Nazi iktidarını, bu dönemde, bazı Yahudi bankerler ve sanayiciler de, kendilerini inkar ederek, desteklemişlerdir. Çünkü onlara göre, büyük İsrail, Almanya’nın Sovyet Rusya’yı işgal ederek kuzeyden Kudüs’e inmesiyle kurulacaktı. Bu, zorlama inanış aslında hem o dönem hem de şimdi Alman sermayesinin çaresiz hedefidir ve burada bu sermaye çemberinin içinde olan her kesim vardır. Almanya bugün de Rusya ile enerjiden başlayarak çok önemli alanlarda ortaktır ancak bir diğer yanıyla da Ukrayna olaylarında da görüldüğü gibi, Rusya’nın hem egemenlik alanlarında hem de sınırlarında yeni bir Kafkasya Balkanlaştırma’sı izlemektedir.
Yani Ukrayna’dan başlayarak, eski Sovyet Cumhuriyetlerini küçük, siyasi etkinliği olmayan Rusya ile Avrupa arasına sıkışmış ve müdahaleye açık ülkeler haline getirmek bu yeni Kafkasya Balkanlaştırma’sının hedefidir. ''
BİR ZAMANLARIN İKTİDARLARI TÜRKİYEYİ İKİNCİ BİR ALMANYA YAPMIŞLAR:

Şimdi burada çok önemli tarihsel ve güncel ayrım var. Nazi Almanyası o zamanlar Türkiye’yi -ki Türkiye bu büyük emperyal projenin olmazsa olmaz geçiş alanlarından birisiydi- hiçbir zaman sorun olarak görmedi. Çünkü Hitler’in Avrupa’da hatta Rusya’da hakim olduğu bir Avrupa’da Türkiye, zaten bu paradigmaya en kolay uyacak rejimi ve buna bağlı teslimiyeti barındırıyordu. İslam referanslı ve kıtalar arası hakimiyeti olan Osmanlı Devleti yoktu Almanya’nın karşısında, tam aksine Britanya’nın Lozan’da teslim aldığı, kavruk, ‘seküler’ kendisine bağlı korparatist bir faşizmi uygulayacak bir Türkiye duruyordu Almanya’nın karşısında... Bundan dolayı Hitler, Polonya gibi ülkelere kafayı takıyordu ama yolunun üzerinde olan Türkiye o kadar sorun değildi.
Yazının tamamı: http://haber.stargazete.com/yazar/neonazizmin-tarihsel-guncel-kaynaklari-ya-da-almanyanin-erdogan-nefreti/yazi-886956
Etiketler:
Afganistan,
Almanya,
Britanya,
Cemil Ertem,
eski Sovyet Cumhuriyetleri,
Fransa,
Hazar,
İngiltere,
İspanya,
İsrail,
İtalya,
Kafkaslar,
Pakistan,
Polonya,
Rusya,
Sovyet Rusya,
tek parti dönemi,
Türkiye,
Türkmenistan,
Ukrayna
Almanya'nın Türkiye'ye sinsi ilgisi
Cem Küçük, 25/05/2014, Yeni Şafak:
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/CemKucuk/almanya-turkiyeyle-neden-bu-kadar-ilgili/53634
''Bütün jeo-stratejik ve jeo-politik gerçeklere rağmen Almanya Türkiye'ye açıkça meydan okuyor. Alevi vatandaşlarımızı kışkırtıyorlar. Alevi-Sünni gerilimini açıkça besliyorlar. Almanya'da elim cinayetlere kurban giden vatandaşlarımızın faillerini bulmuyorlar. Siyasi çıkmazı köreltiyorlar.''
(...)'' Türkiye'nin Rusya ya da Çin'le iş yapması Batı için kolay hazmedilebilecek bir durum değil. Türkiye'nin hele Rusya'yla ilişkilerini daha da güçlendirmesi zaten enerji konusunda sıkıntı yaşayan ve bu sıkıntısı daha artacak olan Almanya'yı kaygılandırıyor. Yarın bir gün Rusya'yla arası daha kötü olursa Türkiye'yi bir koz olarak düşünen Almanya panik yapıyor. Elbette Almanya güçlü ekonomisi olan bir ülke ama Türkiye'ye bakışında ciddi sorun var. Erdoğan'a olan nefretlerini gazeteler ve televizyonları üzerinden açıkça göstermekte bir beis görmüyorlar. Hem Türkiye kendi yörüngelerinden çıksın istemiyorlar hem de Türkiye'nin içişlerine karışacak kadar siyaset dışı yöntemlere başvuruyorlar. ''(...)
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/CemKucuk/almanya-turkiyeyle-neden-bu-kadar-ilgili/53634
''Bütün jeo-stratejik ve jeo-politik gerçeklere rağmen Almanya Türkiye'ye açıkça meydan okuyor. Alevi vatandaşlarımızı kışkırtıyorlar. Alevi-Sünni gerilimini açıkça besliyorlar. Almanya'da elim cinayetlere kurban giden vatandaşlarımızın faillerini bulmuyorlar. Siyasi çıkmazı köreltiyorlar.''
(...)'' Türkiye'nin Rusya ya da Çin'le iş yapması Batı için kolay hazmedilebilecek bir durum değil. Türkiye'nin hele Rusya'yla ilişkilerini daha da güçlendirmesi zaten enerji konusunda sıkıntı yaşayan ve bu sıkıntısı daha artacak olan Almanya'yı kaygılandırıyor. Yarın bir gün Rusya'yla arası daha kötü olursa Türkiye'yi bir koz olarak düşünen Almanya panik yapıyor. Elbette Almanya güçlü ekonomisi olan bir ülke ama Türkiye'ye bakışında ciddi sorun var. Erdoğan'a olan nefretlerini gazeteler ve televizyonları üzerinden açıkça göstermekte bir beis görmüyorlar. Hem Türkiye kendi yörüngelerinden çıksın istemiyorlar hem de Türkiye'nin içişlerine karışacak kadar siyaset dışı yöntemlere başvuruyorlar. ''(...)
21 Ekim 2013 Pazartesi
Oryantalist Almanların hediyesi algılarımız.
http://derindusun.com/tr/bunlar-turk-askeri-degil.html
''Fotoğrafçı ve bu fotoğrafları saklayan Almanlar’ın Türkiye’de bulunuş tarihlerine bakarsanız kesinlikle 1915 yılının sonundan sonra, yani Çanakkale savaşı sırasında çekilmiş değil.''
''Bu resimlerin genel havası, Afrika’nın ücra bir kabilesine gitmiş bir beyaz Avrupalı’nın bakış açısı”nı yansıtmaktadır. Türkiye’de görev yapan Alman subayların çoğu, çektikleri resim ya da yazdıkları hatıratta bu küçümser tavrı sürdürmüştür. Bu resim de, olsa olsa, bu özelliği en iyi yansıtan fotoğraf olarak kabul edilmelidir.''
Bunlar Türk Askeri Değil!
BİZE FAKİR AMA GURURLU OSMANLI ASKERİ OLARAK TANITILAN BU UCUBE FOTOĞRAF ESASINDA KÜLTÜR DÜNYAMIZI OYAN CAHİLLERİN SAÇMALAMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. ŞU ANLATILMAK İSTENİYOR BU FOTOĞRAFTA;
İŞTE BİZİM ATAMIZ BÖYLE VATANI SAVUNDU. AMA ŞU HAKİKAT DE SATIR ARASINDA İNSANLARA VERİLDİ:
İŞTE 600 SENELİK OSMANLININ 1915 DEKİ VAHİM VE SEFİL HALİ….
HÂLBUKİ HAKİKAT HİÇTE BÖYLE DEĞİLDİR. ZİRA, BU FOTOĞRAF 1915 ÇANAKKALE DİYE KAMU OYUNA SUNULDU. FAKAT ENTERESANDIR, FOTOĞRAFIN ARKASINDA , DARDANEL (ÇANAKKALE 1918 ) YAZMAKTADIR. BU UYDURMALARA İNANMAYIN. UZUN BOYLU KİŞİNİN ÜZERİNDE BULUNAN KIYAFET FRANSIZ SUBAY KIYAFETİDİR VE ÜSTELİK ÜNİFORMASI SOLDAN DÜĞMELİDİR. OSMANLI ASKER KIYAFETLERİ SOLDAN DEĞİL, SAĞDAN DÜĞMELİ İDİ…VE OSMANLI ASKERİ HİÇ BÖYLE SEFİL OLMADI…DAHA DOĞRUSU BU GARİBANLAR ASKER BİLE DEĞİLDİ.
HÂLBUKİ HAKİKAT HİÇTE BÖYLE DEĞİLDİR. ZİRA, BU FOTOĞRAF 1915 ÇANAKKALE DİYE KAMU OYUNA SUNULDU. FAKAT ENTERESANDIR, FOTOĞRAFIN ARKASINDA , DARDANEL (ÇANAKKALE 1918 ) YAZMAKTADIR. BU UYDURMALARA İNANMAYIN. UZUN BOYLU KİŞİNİN ÜZERİNDE BULUNAN KIYAFET FRANSIZ SUBAY KIYAFETİDİR VE ÜSTELİK ÜNİFORMASI SOLDAN DÜĞMELİDİR. OSMANLI ASKER KIYAFETLERİ SOLDAN DEĞİL, SAĞDAN DÜĞMELİ İDİ…VE OSMANLI ASKERİ HİÇ BÖYLE SEFİL OLMADI…DAHA DOĞRUSU BU GARİBANLAR ASKER BİLE DEĞİLDİ.
————————————————————————-
Uzun boylunun elinde muhtemelen altın bir yüzük var. Osmanlı askerinde yüzük göremezsiniz. Yasaktır.
- Uzun boylunun ayağındaki bot Fransız ordusuna aittir.
- Soldaki askerde Fransız subay, sağdaki askerde Osmanlı er kıyafeti var. Subay ceketinin düğmeleri ters. Subay–er yan yana. Ve üstelik, subayının yanında erin yakası-bağrı dağınık, düğmeler açık.
- Ekmek torbaları Fransız. Osmanlı ekmek torbasında toka olmaz. Eğer bunlar askerse, birinin torbası soldan sağa, diğerininki sağdan sola asılı olamaz.
- Savaş neredeyse dört mevsim boyunca sürdü. Özellikle yazın güneş son derece yakıcıydı. Dolayısıyla şapkalar en az elbiseler kadar yıpranmış ve solmuş olmalıdır. Ancak şapkalar hiç de solmuş görünmüyor.
- Sağdaki kişinin karın kısmı şişirilmiş ve ceket patlayacak duruma getirilerek bir poz verdirilmiş. Bir olasılık; kimi başka giysilerini kuşak gibi beline sarmış.
- Kısa boylu askerin kemeri, tüfeği ve kasaturası yok. En önemlisi mataraları yok.
- Kısa boylunun çoraplarının taban kısmı ile üst kısmı aynı renkte, yani temiz. Yere basılan çorap böyle mi olur? Kaldı ki; en yoksul zamanlarda bile, Türk köylüsü ayağına giyecek bir çarık yapmasını bilmiştir.
- Bu fotoğrafın Çanakkale’de çekildiğine dair hiçbir belge, emare, bilgi yok. Fotoğrafçı ve bu fotoğrafları saklayan Almanlar’ın Türkiye’de bulunuş tarihlerine bakarsanız kesinlikle 1915 yılının sonundan sonra, yani Çanakkale savaşı sırasında çekilmiş değil. 1917-1918’de de çekilmiş olabilir.
- Diğer fotoğrafların hiçbirinde ne subay, ne asker, ne de yardımcı personel bu durumda değil. Diğer fotoğraflarda yer ve ayrıntılar belirtilmiş.
- Çanakkale hava birliklerine yardım eden ustalarda ve yardımcılarda bile sağlam Osmanlı üniforması varken, askerimizde bu kıyafet olamaz. Asker bu kadar perişan olursa yardımcıların çıplak olması gerekmez mi?
- Aynı albümde Türk makinistlerin o yıllarda bakım yaptıkları uçağın önünde görüntüleri var. Ortadakinin belinde gümüş Asakir-i Şahane kemeri var. Yardımcıda bile bu kemer varken, bunlarda kemer yok.
- Uzun boylunun ayağındaki bot Fransız ordusuna aittir.
- Soldaki askerde Fransız subay, sağdaki askerde Osmanlı er kıyafeti var. Subay ceketinin düğmeleri ters. Subay–er yan yana. Ve üstelik, subayının yanında erin yakası-bağrı dağınık, düğmeler açık.
- Ekmek torbaları Fransız. Osmanlı ekmek torbasında toka olmaz. Eğer bunlar askerse, birinin torbası soldan sağa, diğerininki sağdan sola asılı olamaz.
- Savaş neredeyse dört mevsim boyunca sürdü. Özellikle yazın güneş son derece yakıcıydı. Dolayısıyla şapkalar en az elbiseler kadar yıpranmış ve solmuş olmalıdır. Ancak şapkalar hiç de solmuş görünmüyor.
- Sağdaki kişinin karın kısmı şişirilmiş ve ceket patlayacak duruma getirilerek bir poz verdirilmiş. Bir olasılık; kimi başka giysilerini kuşak gibi beline sarmış.
- Kısa boylu askerin kemeri, tüfeği ve kasaturası yok. En önemlisi mataraları yok.
- Kısa boylunun çoraplarının taban kısmı ile üst kısmı aynı renkte, yani temiz. Yere basılan çorap böyle mi olur? Kaldı ki; en yoksul zamanlarda bile, Türk köylüsü ayağına giyecek bir çarık yapmasını bilmiştir.
- Bu fotoğrafın Çanakkale’de çekildiğine dair hiçbir belge, emare, bilgi yok. Fotoğrafçı ve bu fotoğrafları saklayan Almanlar’ın Türkiye’de bulunuş tarihlerine bakarsanız kesinlikle 1915 yılının sonundan sonra, yani Çanakkale savaşı sırasında çekilmiş değil. 1917-1918’de de çekilmiş olabilir.
- Diğer fotoğrafların hiçbirinde ne subay, ne asker, ne de yardımcı personel bu durumda değil. Diğer fotoğraflarda yer ve ayrıntılar belirtilmiş.
- Çanakkale hava birliklerine yardım eden ustalarda ve yardımcılarda bile sağlam Osmanlı üniforması varken, askerimizde bu kıyafet olamaz. Asker bu kadar perişan olursa yardımcıların çıplak olması gerekmez mi?
- Aynı albümde Türk makinistlerin o yıllarda bakım yaptıkları uçağın önünde görüntüleri var. Ortadakinin belinde gümüş Asakir-i Şahane kemeri var. Yardımcıda bile bu kemer varken, bunlarda kemer yok.
Ahmet Uslu’nun bu dikkatli gözlemine birkaç ayrıntı da ben ekleyeyim:
- Bu fotoğraf çok farklı biçimlerde geldi. Kısa boylu kişinin kafasındaki kepte kimi fotoğrafta bir rozet vardı, kiminde yoktu. Demek ki, bu işi bilen birileri photoshop yöntemiyle resimler üzerinde oynamıştı. Diyeceksiniz ki, “Kim oynar?” Buna yanıtım, ‘Kepte bulunan rozeti tanıyan birileri’ olacaktır.
- Bu ikisi, her ne kadar asker gibi duruyorlarsa da, gerek üzerilerindeki giysilerin durumu, gerekse taşıdıkları teçhizatın durumu nizami değildir. Biri ekmek torbasını sağdan sola takmış, diğeri soldan sağa. Subay ceketli olanın yakasının son düğmesi bile kapalıyken, asker kılıklının yaka-bağır açık vaziyette. Fotini olan bacağına dolak sarmış, çorapla gezen ise bunu bile bağlamamış.
- Aynı dönemde aynı kişi tarafından çekilmiş diğer fotoğraflarda bu iki garibana benzer hiç kimse yoktur. Bu resimlerde görülen Türk subay ve askerlerinin hepsinin durumları zamanın şartlarına uygun görünmektedir.
- Bu resimlerin genel havası, Afrika’nın ücra bir kabilesine gitmiş bir beyaz Avrupalı’nın bakış açısı”nı yansıtmaktadır. Türkiye’de görev yapan Alman subayların çoğu, çektikleri resim ya da yazdıkları hatıratta bu küçümser tavrı sürdürmüştür. Bu resim de, olsa olsa, bu özelliği en iyi yansıtan fotoğraf olarak kabul edilmelidir.
- Bu ikisi, her ne kadar asker gibi duruyorlarsa da, gerek üzerilerindeki giysilerin durumu, gerekse taşıdıkları teçhizatın durumu nizami değildir. Biri ekmek torbasını sağdan sola takmış, diğeri soldan sağa. Subay ceketli olanın yakasının son düğmesi bile kapalıyken, asker kılıklının yaka-bağır açık vaziyette. Fotini olan bacağına dolak sarmış, çorapla gezen ise bunu bile bağlamamış.
- Aynı dönemde aynı kişi tarafından çekilmiş diğer fotoğraflarda bu iki garibana benzer hiç kimse yoktur. Bu resimlerde görülen Türk subay ve askerlerinin hepsinin durumları zamanın şartlarına uygun görünmektedir.
- Bu resimlerin genel havası, Afrika’nın ücra bir kabilesine gitmiş bir beyaz Avrupalı’nın bakış açısı”nı yansıtmaktadır. Türkiye’de görev yapan Alman subayların çoğu, çektikleri resim ya da yazdıkları hatıratta bu küçümser tavrı sürdürmüştür. Bu resim de, olsa olsa, bu özelliği en iyi yansıtan fotoğraf olarak kabul edilmelidir.
(Yetkin İŞCEN, Gazeteci)
Sitemde binlerce örneği var ama, ben, yine de bilgilenmeniz ve kıyaslamanız için “Seferberlik ve Çanakkale Savaşı dönemine ait asker resimlerinden bir seçme yaptım. Bakın bakalım, bu araştırmacıların ortaya attığı ve Genelkurmay’ın da onayladığını söyledikleri tiplere benzeyen bir asker figürü var mı bu resimlerde… Hepsi, cephe yolunda, siperde, cephede ve birkaçı da düşmana esir olmuş, yani en kötü durumda olması mümkün Türk askeri resimleri… Karar sizin…
20 Ekim 2013 Pazar
Hakan Fidan Neden Hedefte?
20 Ekim 2013 Pazar
Cemil Ertem
Star Gazetesi
http://haber.stargazete.com/yazar/su-istihbarat-meselesinin-kokeni-ya-da-ekonomi-tarafi/yazi-798725
'' Burada Türkiye, küresel neocon çetesinin ve buraya dayanan finansal-sinai oligarşinin tekerine çomak sokuyor. İsrail’den İran’a değin çıkar işbirliği yapan ve Türkiye üzerindeki mümessilleri ile Almanya’ya kadar uzanan bu yapı, Türkiye’de bazı kurumların gerçek işlevlerine kavuşması ile deşifre oluyor, kirli politikaları açığa çıkıyor. Yapılan provokasyonlar, mali operasyonlar bunların istasyonları saat saat raporlanıyor. Küresel neocon çetesinin Türkiye ayağı da, İran ayağı da, İsrail ayağı da deşifre oluyor... Tek bir İsrail, tek bir İran olmadığı ortaya çıkıyor.
‘Hakan Fidan neden hedefte’ diye mi sordunuz? ''
Cemil Ertem
Star Gazetesi
http://haber.stargazete.com/yazar/su-istihbarat-meselesinin-kokeni-ya-da-ekonomi-tarafi/yazi-798725
'' Burada Türkiye, küresel neocon çetesinin ve buraya dayanan finansal-sinai oligarşinin tekerine çomak sokuyor. İsrail’den İran’a değin çıkar işbirliği yapan ve Türkiye üzerindeki mümessilleri ile Almanya’ya kadar uzanan bu yapı, Türkiye’de bazı kurumların gerçek işlevlerine kavuşması ile deşifre oluyor, kirli politikaları açığa çıkıyor. Yapılan provokasyonlar, mali operasyonlar bunların istasyonları saat saat raporlanıyor. Küresel neocon çetesinin Türkiye ayağı da, İran ayağı da, İsrail ayağı da deşifre oluyor... Tek bir İsrail, tek bir İran olmadığı ortaya çıkıyor.
‘Hakan Fidan neden hedefte’ diye mi sordunuz? ''
Etiketler:
Almanya,
Cemil Ertem,
Hakan Fidan,
İran,
İsrail,
Neoconlar,
Türkiye
14 Eylül 2013 Cumartesi
9 Ağustos 2013 Cuma
BERLİN-PEKİN HATTI
Cemil Ertem, 09 Ağustos 2013 tarihli yazısında, ''Bölge'' başlığı altında:
Burada bölge deyince Avrupa'dan yola çıkalım ve Ortaasya'yı geçerek Pekin'e uzanalım. Yani Berlin-Pekin hattıdır bu... Kolay değildir çünkü, Avrupa dahil burada sınırlar yeniden çiziliyor. Enerji hatları ve enerji oyunu tümden değişiyor... AB bu haliyle devam etmeyecek. Türkiye'de AB'ye üye olmayacak zaten. Bu defter kapandı. Ama Türkiye-Avrupa entegrasyonu bir başka biçimiyle devam edecek. Zaten bu tarihi bir devamdır. Balkanlar coğrafyası ve Ortaasya enerji hatlarıyla, beşeri sermayenin mobilizasyonu ve sermayenin Türkiye'den Avrupa'ya ihracıyla önümüzdeki günlerde daha fazla entegre olacak. Bunun önünde artık hiçbir güç duramaz. Almanya sanıldığı kadar önemli değildir. Türkiye ısrarla ve üzerine giderek AB bütünleşme sürecini sürdürmelidir. Burada Türkiye, enerji güvenliği ve yeni boru hatlarının inşasında etkin olma politikasını daha da öne çıkarmalıdır.
Ortadoğu'da Başbakan Erdoğan'ın etkisi çok büyük. Bunu onun karşısında olanlar bile inkar edemiyor. Bu etkinlik Kürt barışı ile daha da artacaktır. Ve bu Türkiye için büyük avantajdır. Türkiye büyük Kürt barışını öne çıkarmalıdır. Bu yalnız, K. Irak'ta değil, Suriye ve İran Kürtleriyle de barıştır. Bütün bu coğrafyanın 'eski' olandan kurtulması Türkiye'ye bakıyor. Bunu unutmayalım. Hazar ve K.Irak enerji kaynakları da, bu anlamda, önemli...
http://haber.stargazete.com/yazar/bayram-sonrasi/yazi-779926
Burada bölge deyince Avrupa'dan yola çıkalım ve Ortaasya'yı geçerek Pekin'e uzanalım. Yani Berlin-Pekin hattıdır bu... Kolay değildir çünkü, Avrupa dahil burada sınırlar yeniden çiziliyor. Enerji hatları ve enerji oyunu tümden değişiyor... AB bu haliyle devam etmeyecek. Türkiye'de AB'ye üye olmayacak zaten. Bu defter kapandı. Ama Türkiye-Avrupa entegrasyonu bir başka biçimiyle devam edecek. Zaten bu tarihi bir devamdır. Balkanlar coğrafyası ve Ortaasya enerji hatlarıyla, beşeri sermayenin mobilizasyonu ve sermayenin Türkiye'den Avrupa'ya ihracıyla önümüzdeki günlerde daha fazla entegre olacak. Bunun önünde artık hiçbir güç duramaz. Almanya sanıldığı kadar önemli değildir. Türkiye ısrarla ve üzerine giderek AB bütünleşme sürecini sürdürmelidir. Burada Türkiye, enerji güvenliği ve yeni boru hatlarının inşasında etkin olma politikasını daha da öne çıkarmalıdır.
Ortadoğu'da Başbakan Erdoğan'ın etkisi çok büyük. Bunu onun karşısında olanlar bile inkar edemiyor. Bu etkinlik Kürt barışı ile daha da artacaktır. Ve bu Türkiye için büyük avantajdır. Türkiye büyük Kürt barışını öne çıkarmalıdır. Bu yalnız, K. Irak'ta değil, Suriye ve İran Kürtleriyle de barıştır. Bütün bu coğrafyanın 'eski' olandan kurtulması Türkiye'ye bakıyor. Bunu unutmayalım. Hazar ve K.Irak enerji kaynakları da, bu anlamda, önemli...
http://haber.stargazete.com/yazar/bayram-sonrasi/yazi-779926
5 Ağustos 2013 Pazartesi
Star Gazetesi, 01/08/2013
01 Ağustos 2013 Perşembe 00:53
‘Makine lobisi’ yerli üretime darbe vuruyor
Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği Başkanı ve İSO Başkan Vekili Adnan Dalgakıran, Türkiye’de yabancı şirketlerin ‘makine lobisi’ oluşturduklarını ve bunun yerli üretime ciddi darbe vurduğunu söyledi. Dalgakıran, makine sektörünün gelecek döneme ilişkin hedeflerini ve projelerini iftar yemeğinde paylaştı. Türkiye’de kamu projeleri de dahil olmak üzere proje geliştiren ve hayata geçiren yabancı şirketlerin kendi ülke markalarına ait makineleri kullandığını ve bir ‘makine lobisi’ oluşturduğunu belirteren Dalgakıran “Diyelim ki Alman bir şirket kamudan Türkiye’de iş aldı. Tüm makinelerini Almanya’dan getiriyor. Sözleşmeye bu şartı koyuyor. Yerli makine kullanımı azalıyor ve sektörümüze darbe vuruyor. Halbuki bizim üretim kalitemiz ile onlarınki arasında hiçbir fark yok, hatta fiyat olarak yüzde 15 daha uygunuz. Ancak adamlar bunu devlet politikası haline getirmiş. Devletimiz yabancılara verdiği kamu projelerinde yerli malı kullanım şartı koymalı” dedi. Yaşanan kriz ve gelişmekte olan ülkelerin korumacı ithalat politikaları nedeniyle sektör ihracatında sıkıntılar yaşandığını da belirten Dalgakıran, şöyle devam etti:Kaan Zenginli
Türkiye’de yabancı şirketlerin ‘makine lobisi’ oluşturduğunu ve piyasayı hakimiyet altına aldıklarını belirten Dalgakıran “Yabancı Türkiye’deki projesinde kendi makinesini kullanıyor. Bu da yerli üretimi zora sokuyor” dedi. Dalgakıran, devletin ihalelerde yerli malı şartı koyması gerektiğini söyledi.
Gümrük vergisi de sorun
“BRIC ülkeleri tarafından iç piyasalarını korumaya yönelik uyguladıkları politikalar Türk makine ihracatını sıkıntıya sokuyor. Bizim büyük pazarlarımızdan olan bu ülkeler ithal ettikleri makinelerde gümrük vergilerini yüzde 25’lere kadar çıkardılar. Ancak Çin ve Hindistan’dan gelen makineler halen yüzde 3 vergi ile Türkiye’ye giriyor. Bunun yanında Avrupa ve ABD arasında imzalanacak olan Serbest Ticaret Anlaşması’nda Türkiye’nin dışarıda kalması ekonomimize ciddi zarar verecek. Mutlak suretle o anlaşmanın içinde olmamız gerekiyor.” Ülke içinde sektörün daha hızlı büyümesinin önündeki engelleri anlatan Dalgakıran “İnsan kaynağımız ve eğitim ortamımız sıkıntıda. Varolanlar da az sayıdaki büyük şehirlerde yaşıyor. Dolayısıyla bu yatırımları göreceli olarak daha geride kalmış şehirlerde yapmamız mümkün değil” dedi.
23 Temmuz 2013 Salı
Merkel Türkiye'de Herkesin Özgür Olduğunu Bilmiyor mu?
http://www.yirmidort.tv/dunya/merkel-turkiyedeki-hristiyanlara-ozgurluk-istedi-h50718.html
Merkel Türkiye'deki Hristiyanlara özgürlük istedi
Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkesinde yaşayan Müslümanların özgür olmasını istediği kadar Türkiye'de yaşayan Hıristiyanların özgür olmasını istediğini söyledi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkesinde yaşayan Müslümanların özgür olmasını istediği kadar Türkiye ' de yaşayan Hıristiyanların özgür olmasını istediğini söyledi.
Baden-Württemberg Eyaleti'nin (BW) Schwaebisch Gmünd şehrinde dün Protestan Kiliseler Birliği Gençlik Kolları Forumu 'na katılan Başbakan Angela Merkel, kiliselerle çalışmanın önemini vurguladı. Merkel, “Ülkemizde kiliselerle devlet ayrı olsa da, kiliselerle özgür ve demokratik temel düzen için çalışmak vazgeçilmezdir . Kilise değerleri Avrupa 'da önemli temel değerleri oluşturur.” dedi .
Hıristiyanlığa ait değerlerin siyasette de temel unsurları oluşturduğunu dile getiren Merkel, “Fakat günlük hayattaki realiteyi de kabul etmek gerekiyor. Hıristiyan Demokratik Birlik partisi olarak aile yapısını ve evlilikleri korumalıyız . Ayrımcılığa karşı durup birlikte yaşamı önemsemeliyiz.” dedi .
Merkel konuşmasında , Württemberg Protestan Kiliseler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Steffen Kern'in bir isteğini dile getirdi. Merkel, Kern'in isteği üzerine Almanya'da yaşayan Müslümanların özgür olmasını istediği kadar Türkiye ' de yaşayan Hıristiyanların özgür olmasını istediğini ifade etti.
Başbakan Merkel, kiliselerin Almanya'da yaptıkları önemli çalışmaları da överek, bunun güçlü bir hukuk devletini oluşturmadaki önemine değindi .
Hukuk devleti anlayışının daha da geliştirilmesi gerektiğine işaret eden başbakan, bu konuda kiliselerle istişareli ilerlenmesini tavsiye etti .
Yaklaşık 3 bin kişiye hitap eden Merkel programın sonunda dualarla uğurlandı.
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Tarih Atlası / II. Abdülhamid Özel Programı -10.02.2013 .
(0:30:09)-(0:30:25) Mustafa Armağan: 'Şimdi bakıyoruz ki iyi kötü 'bu gemi' 1906'ya kadar, dünya şartlarının da sağladığı bir dağınıklıktan da istifade ederek kendisine bir hareket alanı açarak, ama öte taraftan, Almanya'yı da kendi yanına çekmeyi başararak, İngilizlere karşı gerektiğinde kullanmak üzere... Ama ittifak hiç bir zaman yapmamıştır, o da enteresan bir şey. Yani ne kadar iyi kurmuşsa da ittifaka hayır demiştir.'
(0:34:55)-(0:35:20) Mümtazer Türköne bir Abdülhamid Han ''panoroması'' çizerken anlatıyor: 1. Dünya Savaşı'na giden ortamda Almanya'nın yükselişine değiniyor: 'Biraz da o sıralarda Avrupa'da, dünyada neler olup bitiyor, onlara bakmak lazım. Bütün her şey, bütün gelişmeler. Zaten 1. Dünya Savaşı'na doğru gidiyor. Herkes kendi kalesini, kendi mevzisini ona göre tahkim ediyor; Almanya'nın yükselişi...'
(0:10:15)-(0:11:32) Mehmet Niyazi Özdemir'in, (Almanya'nın doğal genişleme alanı Balkanların, tarihi bağlamında bir not) Abdülhamid Han'ın devletin mihrakı olmasına dair verdiği örnek :'Ve Abdülhamid Han, daha doğrusu Açına oğulları, tarih felsefesinde devletin mihrakı kabul edilir. Hatta, biliyorsunuz ilk defa ''Türkiye'',873'te Macaristan'da kurulan devletin adıdır. Ama bu devlet çok güçlü kurulmasına rağmen, başında bütün ahalinin güvendiği bir hanedan olmadığından dolayı yıkıldığını tarihçiler söyler... Şimdi Hilafet (Osmanlının Bizans'a karşı 'misyonu' örneğiyle) artı 'Açınaoğlu' yıpratılmadan Batı'nın petrol koklaması mümkün değil. Dolayısıyla hedefe Abdülhamid Han oturuyor...'
(0:35:20)-(0:36:22) Mümtazer Türköne: 'Abdülhamid'in Hilafet politikası, İslam dünyasına yönelik pan İslamist politikası, bu bir politik manivela. Ve ondan sonra da yine istikrarlı bir şekilde yine kendi içinde bir Osmanlı milleti yaratma çabası... Yani devlet yaşayacaksa, imparatorluk yaşayacaksa bu Tanzimatın açtığı yoldan giderek, Osmanlı milleti ortaya çıkararak olur, başka türlü olmaz... Bunu da aynı şekilde devam ettiriyor. Ben o yüzden hep ihmal ettiğimizi düşünüyorum; Abdülhamid'in sultan, padişah, halife ünvanı var ama aynı zamanda bir de ''kaiser'' unvanı var. Kaiser... Osmanlı imparatorları kaiserdir. Yani ''sezar''dır. Bizans'ı aldıktan sonra Fatih Sultan Mehmed bu unvanı kullanıyor. Ondan sonra gelen padişahlar da kullanıyor. Yani ''imparator'' demek. Kaiser imparatordur, bir imparatorluk misyonunu ve vizyonunu anlamak lazım... Avusturya, Almanya, Rusya ve Osmanlı; döneminde tek olan Roma İmparatorluğu'na gönderme yaparak, bu unvanı kullanıyor...'
(0:38:30)-(0:39:00) Mümtazer Türköne: 1871'de Almanya'nın, Prusya'nın daha doğrusu Fransaya karşı zaferinden sonra; Alman milli birliğinin sağlanmasından sonra, arkasından İtalyan milli birliği ile ulus devletlerin tam bir zaferi, ilerlemesi devam ediyor ve imparatorluk çağı sona eriyor. /// devamında Avusturya-Macaristan'da ''nasyolanismus'' adı altında bir 'imparatorluk milliyetçiliği' türediğini belirtiyor.
(1:52:33)-(1:52:48) Mehmet Niyazi Özdemir: 'O zamanki aydınlarımızı incelerseniz, ben bunları çok da ''Türkiye kalkınsın, Osmanlı Amerika olsun'' diye düşündüklerini sanmıyorum. ''Hürriyet kahramanı'' hakkında ben öyle belgeler gördüm ki, Almanca, dudağınız uçuklar, dudağınız uçuklar!'
Etiketler:
Abdülhamid Han,
Açinaoğulları,
Almanca,
Almanya,
Avusturya Macaristan,
Ayşe Hür,
Kayıhan Osmanoğlu,
Mehmet Niyazi Özdemir,
Mustafa Armağan,
Mümtazer Türköne,
Türkiye
19 Temmuz 2013 Cuma
Merkel: Türkiye politikam değişmeyecek
19 Temmuz 2013, Cuma ( http://www.ahaber.com.tr/Dunya/2013/07/19/merkel-turkiye-politikam-degismeyecek )
lmanya Başbakanı Angela Merkel, Eylül ayında yapılacak seçimlerin ardından tekrar iktidara gelmesi halinde de Türkiye ile ilgili politikasının değişmeyeceğini söyledi.
Tatil öncesindeki son basın toplantısında soruları cevaplayan Merkel, güncel konular hakkında açıklamalarda bulundu. Angela Merkel, Türkiye ile ilgili soruları ise kısa cevaplarla geçiştirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Batı, Mısır'daki darbeye tepkisiz kaldı' şeklindeki eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Merkel, bu suçlamayı kabul etmedi.
Türkiye ile ilgili sorulan soruları kısaca geçiştiren Merkel, Gezi Parkı tartışmaları esnasında da Erdoğan'la görüşmediğini kaydetti. Göstericilere karşı şiddet kullanılmasından yaşadıkları şokun h'l' geçmediğini ifade eden Merkel, insanların Türkiye'de de özgür gösteri yapabileceklerini umut ettiğini dile getirdi. Merkel, bir soru üzerine 22 Eylül seçimlerinden sonra hükümeti devam ettirdikleri takdirde Türkiye politikasının değişmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Amerikan istihbaratının Almanya'yı özel programlarla dinlemesi olayına da değinen Merkel, "Benim ilk görevim Alman halkını korumaktır. Şu anda bu konu ile alakalı araştırmalar sürüyor. Araştırmaların sonunda hükümet olarak ne yapacağımıza karar vereceğiz." dedi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkedeki insanlar için sorumluluk bilinciyle çalışma gayreti içinde olduğunu sözlerine ekledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Batı, Mısır'daki darbeye tepkisiz kaldı' şeklindeki eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Merkel, bu suçlamayı kabul etmedi.
Türkiye ile ilgili sorulan soruları kısaca geçiştiren Merkel, Gezi Parkı tartışmaları esnasında da Erdoğan'la görüşmediğini kaydetti. Göstericilere karşı şiddet kullanılmasından yaşadıkları şokun h'l' geçmediğini ifade eden Merkel, insanların Türkiye'de de özgür gösteri yapabileceklerini umut ettiğini dile getirdi. Merkel, bir soru üzerine 22 Eylül seçimlerinden sonra hükümeti devam ettirdikleri takdirde Türkiye politikasının değişmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Amerikan istihbaratının Almanya'yı özel programlarla dinlemesi olayına da değinen Merkel, "Benim ilk görevim Alman halkını korumaktır. Şu anda bu konu ile alakalı araştırmalar sürüyor. Araştırmaların sonunda hükümet olarak ne yapacağımıza karar vereceğiz." dedi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkedeki insanlar için sorumluluk bilinciyle çalışma gayreti içinde olduğunu sözlerine ekledi.
4 Temmuz 2013 Perşembe
Cemil Ertem, Star Gazetesi- 03 Temmuz 2013 Çarşamba
Şimdi ortaya çıkan gerçeklik ise bir eski yeni savaşı. Tam burada Merkel'le Esad, İran mollaları ile ABD'deki neoconlar, İsrail'in şahinleri ile Hizbullah, bizim laik burjuvazi ile İran mollaları, bugünlerde çıkar işbirliği içindedir ve aynı saftadır.
Bu bölünme, parasal genişleme tartışması gibi gözükse de, bizim yukarıda belirttiğimiz savaşın bir parçası. Yani Fed içindeki eski sistemin temsilcileri, parasal genişlemenin Türkiye ve Brezilya gibi ülkeleri daha fazla yukarı çıkarıp, merkez Avrupa'yı daha aşağı çektiğini iddia ediyorlar ve buna karşı çıkıyorlar. Şimdi Fed, bir yeni denge arıyor. O halde bizim ikinci sorun kümemizde anlattığımız 'bağzı şeylerin' Türkiye ve Brezilya gibi ülkelerin Almanya ve Fransa pazarlarında gezinmeye başlaması geliyor.
Yazı için link: http://haber.stargazete.com/yazar/hulasai-kelam/yazi-768009
3 Haziran 2013 Pazartesi
CEMİL ERTEM-STAR 02/06/2013
Tabi ki bunun dışında bu köşede hep yazıldı, Türkiye'de sanayide Almanya ile rekabeti ve uzak pazarlarda kapışması, enerji hatlarını, özellikle Güney gaz koridoru ile çeşitlendirerek Rusya tekelini kırması Irak ve savaş sonrası Suriye'de belirleyiciliğinin artması bizim finans oligarşisinin ve dış ortaklarının hiç istemediği şeyler... İnanın CHP'yi Reyhanlı katliamına kadar bunun için cepheye sürdüler, şimdide bir iç kalkışma ve sonucunda yine bir post-'modern' bir darbe için son kozlarını oynuyorlar. İşte budur, olan bitenin arkasındaki temel ekonomi...
http://haber.stargazete.com/yazar/finans-oligarsisinin-hortumunu-kesince-ne-olur/yazi-759163
http://haber.stargazete.com/yazar/finans-oligarsisinin-hortumunu-kesince-ne-olur/yazi-759163
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














