Cemil Ertem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemil Ertem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2014 Pazar

Almanların dinleme skandalı.

Alman dinleme skandalı üzerinden ülkemizdeki aydın cinayetleri ve ‘bir devlet kurmak fikri’ analizi

Almanya’nın ülkemiz üzerindeki oyunlarının son ortaya çıkanı malumunuz olduğu üzere dinleme skandalıdır. Dinleme skandalı üzerinde ise birçok isim teoriler yürütmektedir. Teoriler genellikle iki ana başlık altında toplanmaktadır. Birincisi ‘Almanya ülkemizdeki dinleme faaliyetlerini kendisi sızdırarak Türkiye’yi zayıf göstererek AB’ye almak-AB ile müzakere sürecini hızlandırması’ , ikincisi ise ‘Almanya’nın kör gözüm parmağına Türkiye’ye saldırısı’dır. Ben ikinci başlığın, farklı bir boyutta değerlendirerek, taraftarıyım.

Almanya Türkiye’yi K. Irak’ın bağımsızlığına karşı dinlediğini belirtiyor. Bu Almanya’nın, Cemil Ertem’in belirttiği üzere, Ukrayna meselesinde de yaptığına benzer. Her ihtimalde kendine bir kazanç sağlamaya çalışıyor. Dinleme faaliyeti ve sonra da bunun kendileri eliyle deşifre edilmesi kendileri açısından kazançlıdır. Dinleme faaliyetinin, K.Irak’la ilişkilendirilerek, deşifre edilmesi Türkiye’de ‘ulusalcı’ bloğa oynamaktır. Normalde ‘Türkiye için bir başka ‘’yavru vatan’’ olan K.Irak’ın, Türkiye ile birleşmesini önleme mevzisi’ni berkitmek onun enerji kaynaklarının ana vatanı ile dünyaya açılmasını önlemeye ufacık da olsa bir katkı yapmak, bu dinleme olayının boyutlarından biridir bence.

Dinleme olayının ayrı bir boyutunu Cemil Ertem’in ‘’Almanya’nın Türkiye’deki kolları ve uzun kulakları’’ yazısından bir alıntıyla açıklamaya başlamak istiyorum: ‘’ Hadi dışişlerini, Başbakanı hatta Cumhurbaşkanı’nı dinlersiniz, bunun bir diplomatik skandal olduğu tartışmasız ama, Merkel’in de kestirip attığı gibi, diplomasi savaş halinde geçerli değildir ya da savaş diplomasisi geçerlidir.’’ Bu boyut aslında K.Irak’ın Türkiye ile birleşmesine başkaca bir saldırı aslında. Savaşı sertleştirmek, safları netleştirmek ve Türkiye’ye karşı düşmanca faaliyetleri belki de daha iyi icra edebilmek için bir nevi ‘savaş ilanı’ olan bu deşifre ülkemizin güneyindeki Kürt kardeşlerimizin Anadolu ile birleşmesini önlemek için yeni Türkiye ülküsüne karşı; bir nevi ‘bakın ne yapıyorlar!’ demektir aynı zamanda. Dinlemenin deşifresinin bu boyutu Türkiye ile Almanya arasındaki bu ‘savaşı’ körüklemektir.

Türkiye ne yapmalı   

Türkiye AB’nin parçalaması ya da en azından ikiye bölünmesi için elinden geleni yapmalı. Trans Pasifik Ortaklığı’nın mevcut AB uygarlığıyla gerçekleşmesi imkansızdır. ABD’nin de bu durumda tavrının Türkiye’den yana olacağı bellidir. Almanya coğrafyasının tahrik ettiği üzere; tarihindeki gibi yine bir ‘Berlinden Bombaya’ (Yusuf Kaplan’ın belirttiği Almanların ‘’7-B Stratejisi’’) emperyalist yürüyüşü için düğmeye bastı. Yararı zararından daha fazla olsa savaş bile çıkarırlar. Dinlemenin deşifresinin ana amaçlarından biri bence mevcut durumu sertleştirmektir. Bunu yöntem olarak bu sefer, şimdilik, farklı yapsalar da amaçları yine aynıdır: mücadelenin bir tarafının merkezinin Almanya olduğu bir ‘savaş’.

Türkiye’nin yapacağı esas icraatlardan biri de ‘bir devlet kurmak’ ya da ‘devletin verimini artırmaktır’. Bu durum ülkemize diğer saldırılara karşı da korunak sağlamak ihtiyacındandır. Bir devlet kurmak fikrini yine bir iğrenç Almanya notuyla berkitmek istiyorum:

Ülkemizde, Almanların, aydın ve devlet adamı cinayetleri ve ‘bir yandan halk bir yandan devlet’ olmak zorunda kalan halkımız.

İstihbarat örgütleri Mahir Kaynak’ın bir kitabında hikayeleştirdiği gibi ‘tanıdık düşman’ severler. Yok etmekten ziyade ele geçirmeyi ya da sürekli yenilgiye uğratmayı-etkisiz hale getirmeyi tercih ederler. Aksi takdirde yeni ve üstelik bir de ‘tanımlanmamış’ düşmanlar neşet eder. Aynı zamanda yok etmek çok başka açılardan kendilerine zarar olarak geri döner. Karşı tarafı daha da tahrik etmiş olurlar. Ancak bu belli şartlar altında geçerlidir. O şartlar ise bence ülkemizin 90’lardaki halinin anti tezidir. 90’larda şimdikinden çok daha fazla bağımlı bir devlet yapısına sahiptik. Yabancı istihbarat örgütleri ülkemizde fink atar; bürokratları, aydınları, devlet adamlarını şehit eder ve bu yanlarına her zaman kâr kalırdı. 90’ların Türkiye’sinde, T.C neden olduğu içtimai hayat nedeniyle bir ‘kolektif akıl’ ile infial uyandırmaz, ondan daha beteri T.C devleti hiçbir şekilde ufacık bir hesap dahi sormazdı. İstihbarat örgütleri bu ülkemizdeki yapanın yanına ‘kar bırakan sistem’ karşısında ülkemizde Mehmet Eymür’ün ifadesiyle hep bir ‘’temizlik’’ faaliyeti içerisinde olmuşlardır. Onun arkadaşı efsane MİT’çilerden Hiram Abas da mesela, işte bu durumdan ötürü göz göre göre şehit edilmiştir. Peki bu ülkenin düşmanları Hiram Abas’ın şehit edilmesinden ötürü herhangi bir sıkıntı yaşamışlar mıdır? İşte ‘bir devlet kurmak’ fikrinin önemini görüyorsunuz. Bence bir devlet adaletle kurulur. Ülkemizde her vaka, vakıa ve suça, istisnasız  bir şekilde, hak ettiği değer ya da ceza verilirse her şeylerin yoluna girmesinin temeli atılmış olur. Bunu değerli aydın Yiğit Bulut örneğiyle berraklaştırmak istiyorum. Yiğit Bulut yazılarında sık sık ‘ekonomide neler yapılabilir’ fikrini işler ve herkesin de buna katılarak katkıda bulunmasını ister. Yiğit Bulut ekonominin teknik ayrıntıları ve bunun ülkemizin yararı adına kullanılması konusunda ülkemizde nadir aydınlardan biridir. Bu yüzden ekonomi dalının teknik kısımlarını Yiğit Bulut’a bırakıyorum. Ben ekonomi de dahil ülkede işlerin yoluna girmesinin temelinin güvenilir bir adalet sistemi kurulmasından geçtiğini düşünüyorum. Böylelikle ihanet derecesinde faiz de rahatlıkla savunulamaz, ‘yerli araba intihar olur’ da denilemez, göstere göstere Almanlarla ülkemize saldırı konusunda medya aracılığıyla ortak da olunmaz ve o adam böyle göstere göstere ‘kağıt kaçakçılığı’ (http://neayakbunlar.blogspot.com.tr/2012/11/pkkci-almanci-aydin-dogan.html) da yapamaz. Topkapı Sarayında en yüksek yapıyı ‘’Adalet Kulesi’’ olarak yapan Osmanlı’nın adalet felsefesini tekrardan getirirsek aynı zamanda ‘’küçük’’ suçlar bile eksiksiz infaz edilmiş olur. Böylelikle tarihten gelen ‘genetiği ve gücüyle’ her türlü belayı savuşturan halkımızın gücünün yanına bir de ‘devlet disiplini’ eklenir ve halkımız adeta bir ‘yandan devlet bir yandan halk’ olmak zorunda da kalmaz. Aynı zamanda ‘devlete yardımcı’-‘halka hizmet eden’ bir teamüller yekunu da oluşabilir. Halk ve devlet ilişkisinden bahsedince, halkın katılımının yüksek olduğu bir devlet yapısının olması gerektiğine de dikkat çekmeden olmaz. Ancak tabi anlatmaya çalıştığım üzere; devlet yanı eksik olmamalı.

Almanlara tavsiyem

Bu kadar pisliğin içinde olan pisliğe elbet bulaşır. Alman devleti şimdiki halini de aşarak küresel sistemin pis araçlarını kullanmayı abartıp, onlarla çok daha fazla eklemlenerek vatandaşlarına daha fazla zarar vermeye başlayacaktır. Alman vatandaşları kendilerini bölünmüş bir AB’nin kuzey kısmında kendilerine hizmetten ziyade eza veren bir Alman devletiyle baş başa kalmak istemiyorlarsa Alman devletini tasfiye etmelidirler. Türkiye de buna yardımcı olmalıdır. Mesela Alman devleti Almanya ve periferisini ileride ‘dünyanın pisliğe batmış mahallelerine’ rahatlıkla çevirebilir. Uyuşturucuya batmış ve oportünist bir içtimai hayata hizmetten ziyade emperyalist bir karaktere sahip olduğu için sebep olabilir. Belki de ‘’bizim polislerimizin Alman polislerden daha çok uyuşturucu yakalaması‘’nın sebebinden biri de bu Alman devletinin karakterinden ötürüdür…      

Blogun yöneticisi trosmtr, https://twitter.com/_osm1_ .

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Almanya Türkiye'nin Hinterlandını 'Balkanlaştırmak' İstiyor!




25/05/2014,Cemil Ertem, Star Gazetesi:
''Zaten şöyle bir gerçek de vardır; Amanya’da Nazi iktidarını, bu dönemde, bazı Yahudi bankerler ve sanayiciler de, kendilerini inkar ederek,  desteklemişlerdir. Çünkü onlara göre, büyük İsrail, Almanya’nın Sovyet Rusya’yı işgal ederek kuzeyden Kudüs’e inmesiyle kurulacaktı. Bu, zorlama inanış aslında hem o dönem hem de şimdi Alman sermayesinin çaresiz hedefidir ve burada bu sermaye çemberinin içinde olan her kesim vardır. Almanya bugün de Rusya ile enerjiden başlayarak çok önemli alanlarda ortaktır ancak bir diğer yanıyla da Ukrayna olaylarında da görüldüğü gibi, Rusya’nın hem egemenlik alanlarında hem de sınırlarında yeni bir Kafkasya Balkanlaştırma’sı izlemektedir.
Yani Ukrayna’dan başlayarak, eski Sovyet Cumhuriyetlerini küçük, siyasi etkinliği olmayan Rusya ile Avrupa arasına sıkışmış ve müdahaleye açık ülkeler haline getirmek bu yeni Kafkasya Balkanlaştırma’sının hedefidir. ''

BİR ZAMANLARIN İKTİDARLARI TÜRKİYEYİ İKİNCİ BİR ALMANYA YAPMIŞLAR
















Şimdi burada çok önemli tarihsel ve güncel ayrım var. Nazi Almanyası o zamanlar Türkiye’yi -ki Türkiye bu büyük emperyal projenin olmazsa olmaz geçiş alanlarından birisiydi- hiçbir zaman sorun olarak görmedi. Çünkü Hitler’in Avrupa’da hatta Rusya’da hakim olduğu bir Avrupa’da Türkiye, zaten bu paradigmaya en kolay uyacak rejimi ve buna bağlı teslimiyeti barındırıyordu. İslam referanslı ve kıtalar arası hakimiyeti olan Osmanlı Devleti yoktu Almanya’nın karşısında, tam aksine Britanya’nın Lozan’da teslim aldığı, kavruk, ‘seküler’ kendisine bağlı korparatist bir faşizmi uygulayacak  bir Türkiye duruyordu Almanya’nın karşısında... Bundan dolayı Hitler, Polonya gibi ülkelere kafayı takıyordu ama yolunun üzerinde olan Türkiye o kadar sorun değildi.


6 Mayıs 2014 Salı

'Bu Almanya'yı bilmek lazım.'

Benim takip edebildiğim kadarıyla, İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Cemil Ertem, ülkemizde 'Türkiye düşmanı Almanya devletinin karakterini' en iyi irdeleyen aydındır. Dolayısıyla bu blog sayfasında düşüncelerine çokça yer verilen Cemil Ertem; ' 4. Reich idealinin peşindeki Almanya devletine ' sık sık dikkat çeker. Bunun Türkiye'ye doğrudan kötü etkisini; çevre coğrafyalarda yaşanmış katliamların en büyük sorumlusu olmasını ve Türkiye'nin dolayısıyla da insanlığın yürüdüğü yolda Türkiye'ye takoz olma şeklinde ortaya çıkan Alman devletinin karakteristiğini ise, yakın zamanda, aşağıdaki iki köşe yazısında net ortaya koymuş. Almanya ve onun bugüne kadarki birikimi olan ve Yusuf Kaplan'ın ifadesiyle ''Türkiye'nin sinir uçları'' üzerinde yıllardır çalışan, 4. Reich peşindeki Alman devleti ile ilgili Cemil Ertem'den ve diğer Türk aydınlarından da notlar, ileride de sık sık, kitaplarından ve köşe yazılarından burada paylaşılacaktır, buyrunuz:


''Örneklerle bir sefaletin panaroması'' yazısından, 2 Mayıs 2014;

( http://haber.stargazete.com/yazar/orneklerle-bir-sefaletin-panoramasi/yazi-877849 )


Buna bağlı olarak Türkiye’nin, aslında yalnız şu son üç yılda yaptıklarının bile, 2. Dünya Savaşı öncesi dünyada, Almanya için bir savaş nedeni olacağını, Almanya’nın, ayağına Türkiye’nin nasıl  Doğu Avrupa’da, Ortadoğu’da, Kafkaslar’da bastığını hiç bilmiyorlar.








''İnsanlığın Alman devleti sorunu ve işbirlikçileri'':

( http://haber.stargazete.com/yazar/insanligin-alman-devleti-sorunu-ve-isbirlikcileri/yazi-876957 )

30 Nisan 2014

''Almanya Cumhurbaşkanı’nın, hem Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısında hem de ODTÜ’de yaptığı, diplomatik temayüllere de pek uygun olmayan, konuşmasını Joachim Gauck’un siyasi kimliğine, yetiştiği ideolojik ortama bakınca kendi subjektif görüşleri olduğunu sanabilirsiniz; ancak bu, kesinlikle doğru değil. Gauck’un çok kolay benimsediği ve diplomatik nezaketi de çiğnemeyi göze alan skandal sözleri, Alman devletinin, önceden planlayarak Gauck’a söylettiği siyasi çıkıştır. Böylece Almanya, Merkel’i de aşarak Türkiye’nin yeni yoluna ve bu yola bağlı dış politikasına, her ortamda karşı çıkacağını resmen, hükümetler üstü olarak belirtmiş oldu. Yani Alman devleti -aklı sıra- Gauck’a dayanarak şu mesajı verdi: “Biz, Türkiye’de bile her türlü diplomatik nezaketi çiğnemeyi göze alarak bunları söylüyorsak, diğer uluslararası platformlarda, bundan böyle, neler söyleyeceğimizi düşünün.” Yani Almanya, Türkiye ile ipleri koparıyor; daha doğrusu Erdoğan’ın siyasetin tepesinde olduğu bir Türkiye ile iplerini koparıyor. Böylece örtülü olarak ama resmen Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını onaylamadığını da söylüyor.
Düşünün Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği ve soğuk savaştan bu yana Rusya ile Batı’nın sıcak bir çatışmaya bu kadar yakın olduğu bir konjonktürde NATO üyesi Almanya, sıcak çatışma bölgesinin tam ortasında ve en stratejik konumda yer alan NATO üyesi Türkiye’ye bu çıkışı yapabiliyor. Üstelik Türkiye’nin orta vadede gerçekleştireceği, Uzak Asya ve Kafkasya coğrafyasından Batı’ya doğru olan enerji ve ticari transit geçişlerin öneminin doruk yaptığı bir zamanda da oluyor bu gelişme. İşte bunun üzerinde, Türkiye’deki gelişmelerle birlikte, durmalıyız ve bunun nedenini deşifre etmeliyiz. Evet başlayalım:
HDP neyi reddetti?
Geçen gün, Yeşiller ve Sol Partisi üzerinden HDP içinde yer alan Ufuk Uras, Özgür Gündem Gazetesi’nde ilginç ancak dikkat edilirse önemli ipuçlarını içinde saklayan bir yazı yazdı; bir cümle şöyle: ‘Seçimlerde AGİT’e şikayetçi olmaktan, Ukrayna ile aramızda benzerlikler kurmaya değin başka mahfillerde pişirilen yaklaşımlara hep uzak durduk.’ Bu cümlenin açılımı şu; “Bize, (HDP’ye) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (AGİT) Türkiye’yi şikayet ediyoruz, bu şikayet sonucunda Türkiye, Helsinki Nihai Senedi’nin insan hakları ihlali ve temel özgürlüklerin kısıtlanmasını ile ilgili bölüm ve maddeleri uyarınca haksız bulunursa, seçimler meşru olmaz. Aynı anda Türkiye’nin dört bir yanında, Kürtler’in de katıldığı gösteriler başlarsa, Türkiye’de Erdoğan hükümeti, tıpkı Ukrayna’daki gibi düşer, buraya destek verin ki, hükümet düşsün...” Demek ki, birileri HDP’ye ya da HDP’ye yakın çevrelere böyle bir -doğrudan ya da dolaylı- öneride bulundu ve bu, HDP -tabii BDP- tarafından geri çevrildi ya da HDP, Uras’ın dediği gibi, bu çevrelerden ve ne yapmak istediklerinden haberdardı ve uzak durdu. Şimdi yine Özgür Gündem’de, Ufuk Uras gibi, Yeşiller ve Sol Partisi yönetiminden gelerek yer alan Erol Katırcıoğlu’nun dünkü yazısına bakalım; şöyle başlıyor Katırcıoğlu: ‘Eğer duyduklarım doğruysa sol cenahın içinden bir kesim cumhurbaşkanlığı seçimine müdahil olmak istiyormuş. Bunu da, işin içine CHP’yi, Kürtler’in ve dindarların bir kısmını (bu bir ‘kısım’ ‘dindarlar’ büyük ihtimalle CHP’ye ‘paralel’ kesim -C.E.’nin notu-) hatta belki de MHP’yi de katarak yapmak istiyormuş.  Erol Katırcıoğlu, kurulmakta olan bu ‘acayip’ platformun HDP’ye soğuk olduğunu da yazısında belirtiyor. Acaba bu HDP’ye olan soğukluk, şu AGİT şikayeti meselesinde, Ufuk Uras’ın dediği gibi, HDP’nin bu çevreleri pek kaale almaması kaynaklı olabilir mi? Bence şüphesiz ki böyle...
Hedef: CHP-MHP tadında bir teknokrat hükümet
Hele hele Öcalan’ın son açıklamasında yer alan ‘Türkiye’nin derinlikli, dışa açılımcı, demokratik hamlesine barış süreci en önemli katkıyı sunacak yetkinliktedir. Katkı bu temelde olmalı’ cümlesi, Türkiye’yi AGİT’e şikayet ederek, meşruiyet sorunu oluşturduktan sonra, Ukrayna benzeri ayaklanmaların meşruluğuna oynayacak ve hükümeti düşürerek teknokrat hükümet darbesi peşinde olan çevrelerin, BDP-HDP ve Kürtler’den, Erol Katırcıoğlu’nun tespit ettiği gibi, iyice ‘soğumalarına’ neden olmuş olabilir. CHP-MHP koalisyonunu, 12 Eylül öncesi Milliyetçi Cepheleri andırır şekilde örmeye ve Türkiye’yi darbeye götürmeye çalışan ‘sol’ görünümlü Nasyonel-Sosyalist çevrelerin halk nezdinde bir karşılığı yok; ancak Almanya ile finanstan, sigortaya kadar ortaklığı olan şu malum ‘D’ (‘D’ derken Deutschland, yanlış anlaşılmasın) medya grubu, bu gibi yapıların destekçisi. Hatta şu sıra ‘Türkiye’de Erdoğan cumhurbaşkanı olmaya kalkarsa ayaklanmalar olur’ diyen ve bunu da bilimsel (!) araştırmalara dayandırdığını iddia eden araştırma kurumunun da D ile organik ilişkisi var mı yok mu bakalım...
Bir ‘demokrasi savunucusu’ olarak AGİT
Şimdi gelelim AGİT meselesine ve Almanya’nın, ‘eski’ bir Nasyonel-Sosyalist devlet olarak, Türkiye’nin bu ‘yeni’ Nasyonel-Sosyalistlerini neden kullanmak istediğine...
AGİT, 1970’lerin, kriz ve soğuk savaşla örülü dünyasının ürünü bir yapılanma. Bu açıdan buradan geliştirilen’demokrasi’ söyleminin, aslında, anti Sovyet hatta faşizme varan bir anti-komünizm hamuru vardır, tıpkı şimdiki Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un siyasi kişiliği gibi... Gauck, Doğu Alman kökenli bir rahiptir ama rahip olmayı, Doğu Almanya’da anti-komünist, faşist yüzünü gizlemek için seçmiştir. AGİT Örgütü’nün de demokrasi ve insan hakları karnesi, 1970-80 yılları arasında Varşova Paktı karşısında gösterdiği performans ile sınırlıdır. Mesela AGİT, Hocalı Katliamı’nın nedenleri arasında olan Dağlık Karabağ sorunu başta olmak üzere, Yugoslavya’nın iç savaşla parçalanması ve Doğu Avrupa’nın Balkan’laştırılması karşısında ve özellikle Bosna-Hersek’te yapılan katliamlarda pek ortalıkta gözükmemiştir. Çünkü zaten bütün bunların gizli faili, temsilen Doğu Almanyalı Gauck’un başında olduğu 4. Reich peşindeki Alman devletidir.
Bu Almanya’yı bilelim!
Almanya, 2. Dünya Savaşı öncesi sömürgesi olan, Britanya ve diğer Avrupa devletleri gibi değildi; pazara ve enerjiye ulaşma güçlüğü çekiyordu. Bunun için Almanya, geç kalmış bir ulus devlet olarak, bu kaynaklara ulaşmak, rakiplerini geçmek için faşizme başvurdu. Bugün de Almanya, Rusya, Kafkasya ve Ortadoğu kaynaklı enerjiyi denetlemek istemekte, bunun için, geçmişte olduğu gibi, Rusya’ya saldırarak değil, onunla örtülü bir işbirliği yaparak bunu sağlamaya çalışmaktadır. Öte yandan Almanya’nın bugün enerjide ve pazarda karşısındaki en büyük engel Türkiye’dir; 2. Dünya Savaşı öncesi bu engel Sovyet Rusya idi ve Hitler, Polonya’ya işgalle işe başlayarak Rusya’nın hedef olduğunu göstermişti. Şimdiki Almanya ise şu andaki pazar ve enerji engeli olan Türkiye’ye içerden medya ve nasyonel-sosyalistleri satın alarak saldırıyor.
Türkiye’nin, Ortadoğu, Kafkasya ve Akdeniz’deki bütün enerji hamleleri Almanya’nın hedefidir, Ortadoğu, Afrika ve Asya’da Türkiye’nin ulaşmak istediği bütün pazarlar, aynı zamanda, Almanya’nın hedefidir.
İşte böyle, bunları bilelim...
Yarın 1 Mayıs, çalışanların bayramı kutlu olsun...
İşçiler, kendilerinden görünen bu nasyonal sosyalistleri bilsinler... ''


Ve lütfen bir kez daha dikkat edelim zihni eski dünyada kalmış bütün yapılar gibi Almanya devleti de Türkiye'ye yeni yöntemler-son teknik ve teknolojiler, 'yeni savaş biçimleri' ile doğrudan saldırmaktadır: 

''Bu Almanya’yı bilelim!
Almanya, 2. Dünya Savaşı öncesi sömürgesi olan, Britanya ve diğer Avrupa devletleri gibi değildi; pazara ve enerjiye ulaşma güçlüğü çekiyordu. Bunun için Almanya, geç kalmış bir ulus devlet olarak, bu kaynaklara ulaşmak, rakiplerini geçmek için faşizme başvurdu. Bugün de Almanya, Rusya, Kafkasya ve Ortadoğu kaynaklı enerjiyi denetlemek istemekte, bunun için, geçmişte olduğu gibi, Rusya’ya saldırarak değil, onunla örtülü bir işbirliği yaparak bunu sağlamaya çalışmaktadır. Öte yandan Almanya’nın bugün enerjide ve pazarda karşısındaki en büyük engel Türkiye’dir; 2. Dünya Savaşı öncesi bu engel Sovyet Rusya idi ve Hitler, Polonya’ya işgalle işe başlayarak Rusya’nın hedef olduğunu göstermişti. Şimdiki Almanya ise şu andaki pazar ve enerji engeli olan Türkiye’ye içerden medya ve nasyonel-sosyalistleri satın alarak saldırıyor.
Türkiye’nin, Ortadoğu, Kafkasya ve Akdeniz’deki bütün enerji hamleleri Almanya’nın hedefidir, Ortadoğu, Afrika ve Asya’da Türkiye’nin ulaşmak istediği bütün pazarlar, aynı zamanda, Almanya’nın hedefidir.''     

20 Ekim 2013 Pazar

Hakan Fidan Neden Hedefte?

20 Ekim 2013 Pazar
Cemil Ertem
Star Gazetesi
http://haber.stargazete.com/yazar/su-istihbarat-meselesinin-kokeni-ya-da-ekonomi-tarafi/yazi-798725

'' Burada Türkiye, küresel neocon çetesinin ve buraya dayanan finansal-sinai oligarşinin tekerine çomak sokuyor. İsrail’den İran’a değin çıkar işbirliği yapan ve Türkiye üzerindeki mümessilleri ile Almanya’ya kadar uzanan bu yapı, Türkiye’de bazı kurumların gerçek işlevlerine kavuşması ile deşifre oluyor, kirli politikaları açığa çıkıyor. Yapılan provokasyonlar, mali operasyonlar bunların istasyonları saat saat raporlanıyor. Küresel neocon çetesinin Türkiye ayağı da, İran ayağı da, İsrail ayağı da deşifre oluyor... Tek bir İsrail, tek bir İran olmadığı ortaya çıkıyor.
‘Hakan Fidan neden hedefte’ diye mi sordunuz?  ''

19 Temmuz 2013 Cuma

Almanya; araç olarak kullanıp, işbirliği yaptığı...



Almanya; işbirliği yapıp, araç olarak kullandığı kendi 'küresel sermayesi' teknolojide geri kaldığı ve özellikle Türkiye karşısında aciz kaldığı için agresif...
   Dr. Cemil Ertem açıklıyor: 'Öte taraftan şöyle bir durum var. Bütün bu kriz süresince bir ülke daha var ki, (İngiltere'nin yanında Türkiye karşıtı olarak) -o da gerçekten çok önemli ataklar yaptı ve Türkiye'nin karşısında oldu ve biz bunları söyleyince bunlara ''komplo teorisi'' deniyor ama bütün veriler elimizde- Almanyadır... Mesela 3. Reich Faşisizmdir. Bu kiriz saikiyle, bağlı olarak ve yararlanarak, Avrupa'nın göbeğinde, bir 4. Reich inşa etmeye çalıştı bütün bu süreçte. Ve 1995 yılındaki Yugoslavya'nın parçalanmasındaki iç savaştan sonra, en agresif ekonomi ve siyasi politikalarını uyguladı Almanya. Şimdi bu da şuna dayanıyor. Bakın; bu gün Türkiye'deki sanayicilerin, özellikle makine sanayi gibi temel sanayi alanındaki sanayicilerin, Almanya'da yatırımları var. Yani Türkiye makine sanayinde Almanya'ya sanayi ihracatı yapıyor. Halbuki tarihte Almanya, nokta üzerine nokta basan matbaa makinelerini yapmıştır, mekaniğin en gelişmiş hali Almanya'dır ve teknoloji oralardan 'silikon vadisine' geçmiştir. 2. Dünya Savaşında ''Enigma'' , biliyorsunuz şifreleme ve bilgisayar teknolojileri Nazilerin esasında geliştirdiği ilk teknoloji hikayeleridir ama bundan sonra Almanya yenilmiştir ve bunu Amerikan ordusu almıştır ve Amerika bilgisayar hikayesini yaratmıştır. Aynı şekilde Almanya'nın teknolojiyi 2. Dünya Savaşındaki yenilgiden sonra kaptırması gibi,  makine sanayi ve buna bağlı sanayilerdeki üstünlüğü rekabet ettiği Türkiye gibi ülkelere kaptırmak üzere. Şimdi burada İngiltere'nin yaşadığı telaşı Almanya da yaşıyor...
  Türkiye '80 yıllık kendini kilitleyen yapıya' rağmen yeni anayasasını yapmaya çalışıp siyasi alandaki hamleleri gerçekleştirmeye çalışıyor. Ama yeni anayasa kadar önemli bir şey var ki,  bu da; bütünlüklü bir sanayileşme programı ve buna bağlı olarak, aynı Güney Kore'nin yaptığı gibi, bilgi toplumuna geçme hikayesi. Bunu bizim Sanayi Bakanlığımız olsun; Kalkınma Bakanlığımız olsun ve Ekonomi bakanlığımız olsun yeni yeni fark ediyor ve  yeni yeni yapmaya çalışıyor. İşte yapmaya çalıştığı andan itibaren de birileri bu andan itibaren ''bi dakika, noluyoruz!'' demeye başladı...'
 Prof. Sedat Laçiner açıklıyor: 'Schröder döneminde, bir sosyal demokrat bir parti döneminde,  Almanya müthiş bir dönüşüm yaptı. Önce Helmut Kohl döneminde, 90'ların başında iki Almanyayı birleştirdiler ve sadece orada pazar yaratmadılar. Orada iş gücünde de çok ciddi bir ucuzlama yaşandı. Ama Schröder ile birlikte, 2000'lerin başında Almanya 'sosyal devleti' fiilen bıraktı. Mesela sağlık harcamalarında, ihtiyarlar ve çocuklar konusunda bütün paralar kısılmaya başlandı. Şimdi şu anda da, Merkel döneminde de Avrupa Birliğinin doğuya doğru yeni genişlemesiyle birlikte, Polanya'daki adam gidip Almanya'da çalışmaya başladı. Ve 'komik' paralara. Mesela 1000 Euro ev kirasının olduğu bir yerde, 1000 Euro'ya çalışıyor işçi. Demek ki, taşeron firmalarda, en olmadık işleri yapıyorlar. Türklerin 1960'lardan sonra 70'lerde yaptıklar işlerden daha ağır işleri, üstelik o dönemdeki hakların bile aranacağı bir dönemde yapıyorlar. Yani Almanya Avrupa'nın orta hallilerini; fakirlerini, rekabet gücünü artırmak için kullandı. Bunu yaparken kendisine bağladı. Bir yandan da rekabetçi olmayan fabrikalarını Polonya gibi, Türkiye gibi ülkelere gönderdi ve oralarda yatırım yaptı ve orada da o ekonomileri ele geçirmenin yollarını arıyor. Yani fiili bir ele geçirme operasyonu devam ediyor. Buradan Almanya'nın varacağı yer neresi? En yakın Halka Türkiye. Çünkü balkanlar Almanya'nın doğal genişleme alanıdır, Hırvatistan'ın AB'ye katılma sürecinde önemli bir adım daha atılmış olacak ve Bulgaristan ve Romanya zaten katıldı. Bunların hepsinde bir Almanizasyon başlıyor. Yani fabrikaların ele geçirilmesi, oralara mühendislerin gönderilmesi, kredi açılması, bir borç ilişkisinin kurulması, (Cemil Ertem burada ''sanayi standartları''nı ekliyor) ağır standartların getirilmesi vs. Türkiye'ye dönük de böyle arzuları var Almanya'nın...
  Buna karşı Türkiye buna karşı ne yapabilir? Türkiye'nin yükselmesi  diğer devletlerde olduğu gibi bölgesel bir yükselmeyle mümkün.
  1-İçinizde yeniden yapılanacaksınız.
  2- Etrafınızda hinterland oluşturacaksınız.
  Bizim şanssızlığımız bir boyutuyla, Balkanlar kanadındaki hinterlandımız, bir kanadıyla, Almanya'nın hinterlandıyla çarpışıyor. Burada bir şey yapmanın zorluğu var. İkincisi Ortadoğu'daki hinterlanda baktığımız zaman; bizim orayı yukarı kaldıracağımız yere, ora bizi aşağı çekmeye başladı. Hikaye istediğimiz gibi gelişmiyor. Suriye'de iç savaş, Mısır'da iç savaşa giden bir durum. E yeni toparlanan bir Türkiye, 'Suudi Arabistanla vs. ile ilişkiler bozulur mu?'. Birileri de Ortadoğu'ya doğru Türkiye'nin ayaklarından çekmeye de çalışıyor. Birileri değim kimlerdir; bir ucu Amerika'da FED'in içinde, bir ucu İngiltere'de City'nin içinde, bir ucu İsrail'de Tel Aviv'de, bir diğer ucu Frankfurt'ta. Bunların bazı kesiştiği noktalar var. Nedir o, 11 Eylül'den sonra Amerika'da, Avrupa'da hortlayan; 'İslam düşmanlığı', 'İslam karşıtlığı', 'İslama fobia' dediğimiz şey, medeniyetler çatışması. Psikolojik bir boyut, ama birisinin de işine geliyor bu psikolojik boyut. Çünkü söz dinlemeyen bir Brezilya, söz dinlemeyen bir Hindistan, söz dinlemeyen bir Çin; zaten bunlar yetiyor. Onları kontrol etmek için ayrı araçlar var. Söz dinlemeyen bir Türkiye için de kullanılan araçlardan bir tanesi, işte, ''aşırı dinciler'', ''İslamcılar'', Orta doğu, Suriye...'.                                      

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Boşnak Soykırımında Alman Etkisi




Yugoslavya'nın dağılmasından sonra cereyan eden vakalarda Alman devletinin ve işbirliği yaptığı Alman silah
lobisinin büyük etkisi, desteği vardır.

Kaynak: Dr. Cemil Ertem

3 Haziran 2013 Pazartesi

CEMİL ERTEM-STAR 02/06/2013

Tabi ki bunun dışında bu köşede hep yazıldı, Türkiye'de sanayide Almanya ile rekabeti ve uzak pazarlarda kapışması, enerji hatlarını, özellikle Güney gaz koridoru ile çeşitlendirerek Rusya tekelini kırması  Irak ve savaş sonrası Suriye'de belirleyiciliğinin artması bizim finans oligarşisinin ve dış ortaklarının hiç istemediği şeyler... İnanın CHP'yi  Reyhanlı katliamına kadar bunun için cepheye sürdüler, şimdide bir iç kalkışma ve sonucunda yine bir post-'modern' bir darbe için son kozlarını oynuyorlar. İşte budur, olan bitenin arkasındaki temel ekonomi...

http://haber.stargazete.com/yazar/finans-oligarsisinin-hortumunu-kesince-ne-olur/yazi-759163