Abdülhamid Han etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdülhamid Han etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2014 Cumartesi

Almanlar Soykırımı Sever!-Herero soykırımı.

20. yüzyılın ilk soykırımını Almanlar yapmıştır. Kendi zulümlerine direndiklerinden ötürü Hereroları ve Namaları adi yöntemlerle katleden Almanlar, Abdülhamid Han’ın tasfiyesiyle başsız kalan Osmanlı’daki Ermeni Tehcirinin, ‘Enver taşeronuyla’, mimarıdır hatta uygulayıcılarıdır. Çanakkale’de bir Osmanlı neslinin kaybolmasına, savaşın uzaması ve bunun kendilerine yaraması açısından, sinsice sebep olan Almanlar, kendilerine emanet edilen Türk askerlerinin ‘bir günde makineli tüfek üstüne 200 metre taarruz sebebi binlerce şehit’ vakalarında telef olmasına sebep olmuşlardır. En bilineni ‘’Yahudi soykırımı’’nın yanında iki yüz elli bin Boşnak’ın da katledilmesinin arkasında, Balkanları istikrarsızlaştırarak ve orada etkili olma ve orayı ezme planları doğrultusunda, Almanlar vardır. ‘’Avrupa’nın ortasında’’ (ki tam da onlara yakışır) bir soykırım yapılmıştır.

Almanların vahşiliğinin literatürlerine işlemiş hali Vernichtungskrieg in Afrika’da 1904-1905 tezahürü Herero ve Nama katliamı için bkz:  


Almanlar onlara da aynı şekilde davranarak 65,000 Herero'yu (toplam nüfuslarının %80) ve 10,000 Nama'yı (toplam nüfuslarının %50) yok ettiler.
Katliamda en çok kullanılan yöntem ise asileri çöle sürüp orada susuzluktan ya da önceden zehirlenmiş içme suları ile öldürmekti.
1985'te, BM'nin Whitaker Raporunda Almanların Herero ve Namalara Guney-Batı Afrika ya da şimdiki adıyla Namibya'da gerçekleşen bu olayları 20 yy.'da gerçekleştirilen ilk soykırım hareketi olarak değerlendirmiştir. (…)

(…)Almanya'dan gelenleri o zamanki yönetim yerlilerden zorla alınan topraklara yerleştirme politikası güdüyordu. Eşitlik ve adaletten uzak politikaların yerli halk üzerinde uygulanması ve bölgede köleciliğin başlaması üzerine büyük bir memnuniyetsizlik başladı. Tarıma müsait toprakları alan Almanlar, ayrıca bölgede bolca bulunan elmasları da kontrol etmek üzere madenlere el koymaya başladılar. (…)

Ben, Alman kuvettlerinin muzaffer komutanı, bu mektubu Herero halkına gönderdim... Bilesiniz ki tüm Hererolar burayı terkedecektir. Alman sınırları içinde bulunacak silahlı ya da silahsız her Herero, bir hayvanla beraber olsun olmasın, vurularak öldürülecektir. Şu andan itibaren karınızı ya da çocuğunuzu da bu topraklarda istemiyoruz. Onları da ya süreceğim ya da vuracağım. Hererolarla ilgili kararım budur.

 ‘’Almanlar her Herero'ya bir numara verdiler ve kamplarda ya da çalışarak ölen her Herero'nun kaydını düzenli bir şekilde tuttular. Kamplardan çalışmak üzere Alman firmalarına gönderilenlerin ölmelerine göz yumuluyordu. Ağır çalışma koşulları, hastalıklar ve kötü beslenme yüzünden Herero'ların nüfuslarının %50-%80'nin yok olduğu sanılmaktadır.’’

(…)1908'de Alman idaresinin tekrar kurulmasına dek 100,000 insanın öldüğü sanılmaktadır. Olaylarda 19,000 Alman askerinin yer aldığı düşünülmektedir.(…) 


(…)Cologne Universitesinden Hollandalı tarihçi Jan-Bart Gewald, Alman babalardan olan binlerce çocuk için özel kurulan bazı toplama kamplarından bahsetmiştir. Erkeklerinin çoğu öldüğünden kadınlar ve genç kızlar, Alman askerlerine seks kölesi olmaya zorlanmışlardır.

29 Ekim 2013 Salı

Abdulhamidin malvarlığının elinden alınışı...

Küre TV - Abdulhamidin malvarlığının elinden alınışı...

http://www.kure.tv/kultur/119-tarih-aynasi/abdulhamidin-malvarliginin-elinden-alinisi/84-Bolum/57661/

Mustafa Armağan:
''Bir çek; yazılı üzeri, 15 Temmuz 1909, Selanik... Miktar kırkbinüçyüzyetmişbeşlirayetmişdokuzkuruş ve altında sade bir imza; Adülhamid, o kadar...''














 ''Bu yaklaşık iki buçuk ay önce 27 Nisan 1909'da tahttan indirilen Sultan Abdülhamid'in Osmanlı Bankasında bulunan elliiki bin dokuzyüz yetmişbeş liralık bir birikmiş mevduaın bir kısmı. Çek İstanbul'daki Osmanlı Bankası hesabından belirtilen miktarın Deutsche Bank'a ödenmesini emrediyor.''

Daha sonra; 'Alman hayranı' İttihatçılar, Deutsche Bank aracılığıyla icra ettikleri habis işlerini şu şekilde nihayete erdiriyorlar: Abdülhamid Han'ın Osmanlı Bankası'dan Deuthsche Bank'a zorla devrettirdikleri, şehzadeliğinde, çocukları için çalışarak kazandığı mal varlığına el koyarak...

Devletin şerefinin iki paralık olduğu bu hadiseler silsilesi, İttihatçıların hiç de ''milli'' olmadığının ve Osmanlı'nın sonunun 1923 sürecinde değil de 31 Mart sürecinde Abdülhamid Han'ın ve dolayısıyla Osmanlı'nın, kaderin dayattığı yenilgisiyle geldiğinin ispatıdır...

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Tarih Atlası / II. Abdülhamid Özel Programı -10.02.2013 .



(0:30:09)-(0:30:25) Mustafa Armağan: 'Şimdi bakıyoruz ki iyi kötü 'bu gemi' 1906'ya kadar, dünya şartlarının da sağladığı bir dağınıklıktan da istifade ederek kendisine bir hareket alanı açarak, ama öte taraftan, Almanya'yı da kendi yanına çekmeyi başararak, İngilizlere karşı gerektiğinde kullanmak üzere... Ama ittifak hiç bir zaman yapmamıştır, o da enteresan bir şey. Yani ne kadar iyi kurmuşsa da ittifaka hayır demiştir.'

(0:34:55)-(0:35:20) Mümtazer Türköne bir Abdülhamid Han ''panoroması'' çizerken anlatıyor: 1. Dünya Savaşı'na giden ortamda Almanya'nın yükselişine değiniyor: 'Biraz da o sıralarda Avrupa'da,  dünyada neler olup bitiyor, onlara bakmak lazım. Bütün her şey, bütün gelişmeler. Zaten 1. Dünya Savaşı'na doğru gidiyor. Herkes kendi kalesini, kendi mevzisini ona göre tahkim ediyor; Almanya'nın yükselişi...'

(0:10:15)-(0:11:32) Mehmet Niyazi Özdemir'in, (Almanya'nın doğal genişleme alanı Balkanların, tarihi bağlamında bir not) Abdülhamid Han'ın devletin mihrakı olmasına dair verdiği örnek :'Ve Abdülhamid Han, daha doğrusu Açına oğulları, tarih felsefesinde devletin mihrakı kabul edilir. Hatta, biliyorsunuz ilk defa ''Türkiye'',873'te Macaristan'da kurulan devletin adıdır. Ama bu devlet çok güçlü kurulmasına rağmen, başında bütün ahalinin güvendiği bir hanedan olmadığından dolayı yıkıldığını tarihçiler söyler... Şimdi Hilafet (Osmanlının Bizans'a karşı 'misyonu' örneğiyle) artı 'Açınaoğlu' yıpratılmadan Batı'nın petrol koklaması mümkün değil. Dolayısıyla hedefe Abdülhamid Han oturuyor...'

(0:35:20)-(0:36:22) Mümtazer Türköne: 'Abdülhamid'in Hilafet politikası, İslam dünyasına yönelik pan İslamist politikası, bu bir politik manivela. Ve ondan sonra da yine istikrarlı bir şekilde yine kendi içinde bir Osmanlı milleti yaratma çabası... Yani devlet yaşayacaksa, imparatorluk yaşayacaksa bu Tanzimatın açtığı yoldan giderek, Osmanlı milleti ortaya çıkararak olur, başka türlü olmaz... Bunu da aynı şekilde devam ettiriyor. Ben o yüzden hep ihmal ettiğimizi düşünüyorum; Abdülhamid'in sultan, padişah, halife ünvanı var ama aynı zamanda bir de ''kaiser'' unvanı var. Kaiser... Osmanlı imparatorları kaiserdir. Yani ''sezar''dır. Bizans'ı aldıktan sonra Fatih Sultan Mehmed bu unvanı kullanıyor. Ondan sonra gelen padişahlar da kullanıyor. Yani ''imparator'' demek. Kaiser imparatordur, bir imparatorluk misyonunu ve vizyonunu anlamak lazım... Avusturya, Almanya, Rusya ve Osmanlı; döneminde tek olan Roma İmparatorluğu'na gönderme yaparak, bu unvanı kullanıyor...'

(0:38:30)-(0:39:00) Mümtazer Türköne: 1871'de Almanya'nın, Prusya'nın daha doğrusu Fransaya karşı zaferinden sonra; Alman milli birliğinin sağlanmasından sonra, arkasından İtalyan milli birliği ile ulus devletlerin tam bir zaferi, ilerlemesi devam ediyor ve imparatorluk çağı sona eriyor. /// devamında Avusturya-Macaristan'da ''nasyolanismus''  adı altında bir 'imparatorluk milliyetçiliği' türediğini belirtiyor.

(1:52:33)-(1:52:48) Mehmet Niyazi Özdemir: 'O zamanki aydınlarımızı incelerseniz, ben bunları çok da ''Türkiye kalkınsın, Osmanlı Amerika olsun'' diye düşündüklerini sanmıyorum. ''Hürriyet kahramanı'' hakkında ben öyle belgeler gördüm ki, Almanca, dudağınız uçuklar, dudağınız uçuklar!'